Ermenistan: Anadolu Diasporası


Hilal Kaplan
11 Mayıs 2012

Orada bir ülke var uzakta. Gittiğinizde ve gördüğünüzde o kadar da uzak olmadığını fark edeceğiniz bir ülke. En işlek pazarının adı Malatya, en ünlü restoranının adı Antep, mahallelerinin adı Arapkir ya da Nor Maraş (Yeni Maraş), radyosunun adı Van olan bir ülke Ermenistan. Nüfusunun %70'inin atalarından en az bir tanesinin Anadolulu olduğu bir ülke... Uzaklık öğrenilen bir şeymiş çünkü, Ermenistan'a gidince öğreniyorsunuz.

Erivan'daki son akşam yemeğimizde, ataları Kayseri ve Sivas'lı olan Salpi Ghazariyan, son sözü almak istedi ve yüreğinden kopanları şöyle paylaştı:

"Bir şeyler söylemek istiyorum ama göz yaşlarım sözlerimi bölerse sizlerden şimdiden özür dilerim. Anılar garip şeyler, sadece size ait olmuyor, yaşandıklarıyla kalmıyorlar; nesilden neisle geçiyorlar. Anneannemin anılarıyla büyüdüm ben ve ne yazık ki hiçbiri güzel anılar değildi. Ama yine de adım gibi eminim ki anneannem şimdi bu masada olsaydı, buradaki herkesten çok sizlerle, Türkiye'den gelenlerle beraber daha rahat hissederdi kendisini. Ve biz bu gezi sayesinde o kötü anıların yerine güzel olanları koyabildik, keşke O da bugün, burada bizimle olabilseydi..."
. . .

Salpi Hanım, göz yaşlarına hakim olamayarak konuşurken 1915'in iki halk için önemi üzerine düşünüyorum. Ermeniler için kurucu unsur olan bu travma, bizler içinse âdeta bir "kurucu-dışarı". O travmayı dışlayarak, yine o travma üzerine kurulmuş olan bir ülkede yaşıyoruz ama atalarımız biliyordu. Büyük çoğunluğu sessizliği seçti, küçük bir kısmıysa kulağımıza fısıldayarak büyüttü bizleri. Örneğin geziye katılan arkadaşların kimisi kendi köylerindeki Ermeni evlerinden bahsetti, kimisi anneannesinin Ermenice bildiğinden hareketle aslında yıllardır şüphelenmiş olduğu bir gerçeği fark etti.

Yine aynı yemekte söz alan Stefan Galoşyan'ı uzun uzun dinledik o gece, her bir cümlesine dikkat kesilerek. Galoşyan, 1980 darbesi sonrası Ermenistan'a göçmüş ve bir yıl içinde vatandaşlığa kabul edilmiş. Türkiye'yi terk etmesinin nedenini sorduğumuzda "Az şey mi gördük çocuğum?" diye soruyor ve ekliyor:

"Hadi 1915'i bir kenara koy. Ben 6 Eylül'ü gördüm, Varlık Vergisi'ni gördüm. Nasıl güvenip de kalaydım?" Askerî darbe olmuş. Evini arayacaklar. Kütüphanem var kocaman, ille bir suç bulacaklar. Okumak günah mı? Ama bulacaklar. Diken üzerindeydik hep, darbe son damla oldu."

1932'de Malatya'da doğan Galoşyan, küçük yaşta babasını kaybetmiş. Askerliğini Adapazarı'nda yaptıktan sonra annesi ve kardeşleriyle beraber İstanbul'a göçmüşler. Dedelerinden miras ahşap oymacılığındaki ustalığı sebebiyle mobilya sektöründe kısa zamanda oldukça ilerlemiş. 6 Eylül günü evine doğru ilerlerken yağmacıların kendi evlerine de oldukça yakınlaşmış olduğunu görmüş. Heyecan içinde eve koşmuş, annesi ve kardeşleri panik içindeymiş. O gün çok sevdiği, paraya kıyarak aldığı bir gömlek almış. Akıllarına gömleği Türk bayrağına çevirmek gelmiş. Hemen beyaz kartondan bir ay ve yıldız yapıp, gömleği de keserek bayrak haline getirmişler ve camlarına asmışlar. O büyük yağmadan işte böyle kurtulmuşlar. "O gömleği giymek nasip olmadı, ona yanarım" diye espri yaparak o günü anlatıyor. Bizde üzülüyoruz, buruk bir gülümsemeyle dinlemeye devam ediyoruz. Babası Malatya'daki mezarlıkta, annesiyse İstanbul'da. Akrabaları Türkiye'de kendisi Ermenistan'da yaşasa da "Mutluyum" diyor. "Yaşadıklarımız çekilecek şey değildi" diye ekliyor. 1915'e ilişkin resmî tezi anlatmadığı için oğlunun tarih dersinden sınıfta bırakılmasından tutun da sokakta ailesiyle birlikte yürürken "gavur" kelimesinin eşlik ettiği küfürlerden aldığı nasibini anlatıyor.

Gezi boyunca görüştüğümüz hemen herkes Türkiye'de "güzel şeyler"in de olduğunun farkında. Kimi Van Ahtamar'daki Surp Haç Kilisesi'nin açılışında bulunmuş, kimisi Diyarbekir'de restore edilip tekrar açılan Surp Giragos Kilisesi'nden haberdar olmuş. Kimi Taksim'deki 24 Nisan anmalarından umutla bahsediyor, kimi azınlık mallarının iadesinden...

Ermenistan'dan döndük, güzel anılarla beraber. Sanırım bu güzel anıları çoğalttıkça, acıların üzerimizdeki dayanılmaz ağırlığı da hafifleyecek.

Kaynak

1 yorum:

Halime Cavdar dedi ki...

Hilal Kaplan'ın su an yazdıklarına bakınca ne demeli? Bu yazı bir yerlere gelmek için ise diğerleri de bundan ayrı olmasa gerek.