Ermenistan - Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ermenistan - Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Protokoller Bahane, Biz istersek şahane

Ermenistan ve Türkiye arasında ilişkilerin geliştirilmesi ve sınırların açılması için imzalanmaya çalışılan protokollerin altıncı yıl dönümü. Ben de tesadüfen akademisyenlerin, gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı bazı toplantılar için ikinci ziyaretime geldim Ermenistan'a. Bu sefer Ermenistan'a direkt uçmak yerine, önce Tiflis'e uçakla oradan da arabayla Erivan'a geçtik. Yolun yarısında ise resmi olmasa da "dostluk" toplantısı akşam yemeğinde önce şarap, sonra vodka ile devam etti. Masada ne politikacıların inatları ne de birbirine parmak sallayan konuşmalar vardı. Hep beraber oturduk, aslında ne kadar benzediğimizi konuşmaya başladık... . . .

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Ermenistan: Anadolu Diasporası


Hilal Kaplan
11 Mayıs 2012

Orada bir ülke var uzakta. Gittiğinizde ve gördüğünüzde o kadar da uzak olmadığını fark edeceğiniz bir ülke. En işlek pazarının adı Malatya, en ünlü restoranının adı Antep, mahallelerinin adı Arapkir ya da Nor Maraş (Yeni Maraş), radyosunun adı Van olan bir ülke Ermenistan. Nüfusunun %70'inin atalarından en az bir tanesinin Anadolulu olduğu bir ülke... Uzaklık öğrenilen bir şeymiş çünkü, Ermenistan'a gidince öğreniyorsunuz.

Erivan'daki son akşam yemeğimizde, ataları Kayseri ve Sivas'lı olan Salpi Ghazariyan, son sözü almak istedi ve yüreğinden kopanları şöyle paylaştı:

"Bir şeyler söylemek istiyorum ama göz yaşlarım sözlerimi bölerse sizlerden şimdiden özür dilerim. Anılar garip şeyler, sadece size ait olmuyor, yaşandıklarıyla kalmıyorlar; nesilden neisle geçiyorlar. Anneannemin anılarıyla büyüdüm ben ve ne yazık ki hiçbiri güzel anılar değildi. Ama yine de adım gibi eminim ki anneannem şimdi bu masada olsaydı, buradaki herkesten çok sizlerle, Türkiye'den gelenlerle beraber daha rahat hissederdi kendisini. Ve biz bu gezi sayesinde o kötü anıların yerine güzel olanları koyabildik, keşke O da bugün, burada bizimle olabilseydi..."
. . .

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Van Sallandığında Erivan


01/11/2011
Van depremi Ermenistan'da nasıl hissedildi? Erivan Basın Kulübü Başkanı Boris Navasardyan ve eski Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan'ın asistanı, Civilitas Vakfı'nın yöneticisi Salpi Gazaryan'la ilişkilerin 'normalleşmesini' konuştuk


Ararat, günün her saati bir başka görünüyor Erivan dan. Fotoğraflarının kullanılmasına izin veren Sevan Matossyan a özel teşekkür... Fotoğraf: SEVAN MATOSSYAN
PINAR ÖĞÜNÇ

Duyunca ‘Ben bu kelimeyi biliyorum’ diyorsunuz, ne yeseniz biraz sizin evin yemeği… Bir de Ararat var, bizim Ağrı yüzünü bildiğimiz… Berrak bir sabaha denk geldiğinizde o dağ yerden mi yükseliyor, yukarıdan mı iniyor, kafanız karışıyor. Eşsiz güzellikte bir doğa parçasının yanı sıra Ermenistan’da bir anıt, bir heykel sanki Ararat; malzemesi safi insan, safi hikâye…
. . .

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Erivan: Kayıp Zamanın izinde...


Bu fotoğraf, Ermenistan'ın başkenti Erivan'daki gelir uçurumunu anlatan bir örnek. Şehirde her an lüks ya da hurda sayılacak kadar eski araçlarla karşılaşabilirsiniz. Sadece bu değil! Aynı kafe, gelir düzeyine göre ikiye ayrılabiliyor. Diğerine istediğiniz kadar zorlayın, giremiyorsunuz!

Gece saat 1 sularında başlayan iki saatlik uçuşumuza, iki saatlik zaman farkını da ekleyince, sabahın ilk ışıklarında iniyoruz Ermenistan'ın başkenti Erivan'a... Otele giderken, otobüsün penceresinden görünen Ağrı Dağı (Ararat), tüm haşmetiyle camdan içeri girecek gibi... Erivan'ın taş mimarisi içinde uzuyor yolumuz. Kısa, sık ve birbirine yapışık, metruk, eskimeye yüz tutmuş ve yeni binalar... Hepsi yan yana dizilmiş, bir zaman galerisinin parçaları... Şehrin meydanına gidene kadar bu 'gri' zaman galerisinde yapılan yolculuk, büyük bir boşluğun içine düşmemizle son buluyor. Büyük ve tarihi bu meydan, geniş bir çember biçiminde çizilmiş sanki. O çemberi sarmalayan binalar da kendi ovallikleriyle, boşluğa derinlik katıyor.

Meydandan Erivan'ın ana caddelerine uzanan yerde, şehrin en
. . .

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Soğuk Bir Kış Günü Erivan’da Olmak


Mutlu Tönbekici - mutlu.tonbekici@gmail.com
http://haber.gazetevatan.com

Bu yazıyı Ermenistan’dan yazıyorum. Soğuk bir kış günü yolum Atina’dan sonra Erivan’a düştü. Elimde Ece Temelkuran’ın “Ağrı’nın Ağırlığı”, bu yabancı ama aslında komşu diyarı tanıyorum..

İstanbul Kültür Üniversitesi, Küresel Siyasal Eğilimler Merkezi’nin (GPoT)

“Türkiye - Ermenistan arasında diyalog kurma projesi” çerçevesine geldik buralara. Dört gazeteciyiz: Hürriyet’ten Serhan Yedig, Radikal’den Müge Akgün ve şimdi serbest gazeteci Erdal Güven.

Proje bir yıldır sürüyor. Dört ayağı var. Birincisi öğrencileri kapsayan bir aktivite. Karşılıklı altı öğrenci Türkiye ve Ermenistan’a geliyor ve 10 dakikalık mini belgeseller çekiyor. Nazar bocuğu, Erdil Yaşaroğlu, Ara Güler, Erivan’daki Anadolu şehirlerinin isimleri verilmiş sokaklar...

İkinci ayağı
. . .

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Ermenistan'daki Anadolu

 © This content Mirrored From TurkishArmenians  Site turkiye-ermenileri.blogspot.com/
Arapgir, Maraş, Malatya, Van... Anadolu'nun bu şehirleri Ermenistan'ın başkenti Erivan'a bağlı yerleşim birimleriyle adaş. Acılarla dolu iki farklı coğrafyanın ortak hikâyesini anlatan 'Nor Anadolu' belgeseli, bu hafta gösterimde. Belgeseli yönetmen Burag Peksezer'den dinledik

ALPBUĞRA BAHADIR GÜLTEKİN

Çıkarılan tehcir kanunuyla Osmanlı topraklarından göç etmek zorunda bırakılan Ermenilerin gittikleri yerlerde kurmuş olduğu şehirler, uzun yıllar önce terketmek mecburiyetinde kaldıkları Anadolu’dan ve Anadolu kültüründen izler taşıyor. Sadece şehir isimleri ile sınırlı olmayan bu benzerlikler, birlikte yaşamış olmanın yaratmış olduğu etkileşim ile günümüze kadar ulaşan hatıralar aynı zamanda. Bu benzerlikleri yansıtarak kültürel ilişkileri geliştirmek ve Türkiye ile Ermenistan arasında diyalog kurmak amacıyla GPOT ve Canfilm ile Internews Armenia işbirliğinde gerçekleşen bir proje kapsamında, Türkiye’den giden altı yönetmen Ermenistan’da altı farklı belgesel çekti.

Yönetmen Burag Peksezer, Erivan’daki semtlerin Anadolu’daki yerleşim yerleriyle aynı ismi taşıyışını, zorunlu göçün getirmiş olduğu travmaları ve yaşanmış ortak acıları beyaz perdeye yansıtan kişi. Bir İstanbul Ermenisi olan Peksezer önce Erivan’da bulunan ve Anadolu’dan gelenler tarafından kurulan yerleşim yerlerini sayıyor ve ekliyor: “Bunlar, bir umutla kurulmuş şehirler değil. New York’u kuran insanlar, hayallerindeki cenneti bulmak için oraya gidiyor. Bu insanlar ise Anadolu’yu terk ettiklerinde arkalarında bir cenneti bıraktıklarını bilerek kuruyorlar bu semtleri, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilerek... İstedikleri tek şey, bir daha geri dönemeyecekleri topraklardan kalma ufak bir hatırayı anımsayabilmek.”

Peksezer’in Nor Anadolu (Yeni Anadolu) adını verdiği belgeselde üç farklı karakter ve üç farklı hikâye var. İlk sahnesi panoramik bir Erivan görüntüsüyle başlayan film, Ağrı dağının heybetini içimize işliyor. Hemen ardından, göçten sonra Erivan’a yerleşen Ermenilerin örgütlenmesini ve birbiriyle olan irtibatın kopmamasını sağlamış olan cemiyetler ön plana çıkıyor. Malatya, Maraş, Antep cemiyetleri ilk bakışta göze çarpanlardan.

Antepli bir lahmacuncu

Peksezer ilk karakter olarak Antep Ermenisi bir lahmacuncuyu seçmiş. Dedesinden öğrendiği tarifle lahmacun yapan ve ana dili gibi Türkçe konuşan Sarkis amcanın Antep şivesi gülümsetiyor. Sovyetler döneminde milliyetçiliğe yönelik izler taşıdığı gerekçesiyle lahmacun yapmak yasak olduğundan, bu tarif aile sırrı olarak yadigar kalıyor Sarkis amcaya. Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan ettikten sonra ilk iş olarak Gaziantep’e gelmiş ve oradaki lahmacuncularla görüşmüş. Kendi tarifini oradakilerle karşılaştırdığını, birbirine çok benzediğini söylüyor. Antep’te hâlâ görüştüğü arkadaşları olduğunu,memleketine sık sık gittiğini anlatıyor.

Bu kahvenin 100 yıllık hatırı var

Bir sonraki hikaye için Erivan’ın öbür ucuna, Arapgir’e geçiyor Peksezer. 130 bin nüfuslu Arapgir göçmenler tarafından kurulan ilk yerleşim birimi. Belgeselin karakterlerinden birisini de bu ilçe ve orada yaşayan Kirkor amcanın hikâyesi oluşturuyor. Anlattığına göre Arapgirliler kahveye çok düşkünmüş ve sürekli Türk kahvesi tüketirlermiş. Göç etmek zorunda kaldıklarında da yanına aldıkları tek şey mücevherleri değil, eski kahve takımının bulunduğu ufak sandukaymış.

100 yaşındaki bir kahve değirmeniyle öğütüyor kahve çekirdeğini, fincanının Anadolu koktuğuna inanıyor. Kirkor amcanın anlattıkları öyküler, “Yeter, yeter bu hasretlik artık yeter, tasamı gamımı bilsen Arapgir” türküsünü anımsatıyor.

Belgeselin son kısmını Erivan’ın birkaç kilometre dışında kurulmuş bir yerleşim birimi olan Musadağ oluşturuyor. Adından da anlaşılacağı üzere Hatay Musadağ’dan göç etmiş kişiler tarafından kurulmuş ve kendisiyle aynı kaderi paylaşan diğer semtlerden farklı olarak, Musadağ’da ikinci nesil Anadolu göçmenleri yaşıyor.

Hatay’ın Türkiye’ye katılması üzerine 1939 yılında köylerini terkeden Ermeniler, Sovyet yönetimi altındaki Ermenistan’a ulaşarak buraya yerleşiyorlar. İkinci nesil olmalarından dolayı acıları nispeten daha taze ve birçoğunun annesi veya babası Hatay doğumlu.

1970’li yıllarda kaçak yollardan Türkiye’ye girerek Hatay’a ulaşıyor. Çocukluğunun geçtiği yere, hayatına ve hayallerine yön veren Musadağ’a tırmanıyor ve oradan almış olduğu bir çuval toprağı, aynı şekilde kaçak yollardan Sovyet Ermenistan’ına sokuyor. 24 yıl boyunca tavan arasında özenle saklanan ve aile içerisinde bir sır olarak tutulan bu çuval, ancak 1991 yılında, Ermenistan bağımsızlığını ilan ettiği vakit gün yüzüne çıkma fırsatı buluyor. Hatay Musadağ’ın tepesinde bir zamanlar var olan anıtın Ermenistan’daki bir benzerinin yanına dökülüyor Türkiye’den gelen o toprak.

‘Anadolu hac yeri gibi’

Uzun yıllar önce memleketini terketmek zorunda kalanların yaşamış olduğu acılar ve travmaları beyazperdeye yansıtan Burag Peksezer, günümüzde birçok Ermeni’nin atalarının yaşadığı toprakları görmek için Anadolu’ya geldiğini, Anadolu’yu ziyaret etmenin neredeyse hac vazifesi olarak görüldüğünü söylüyor.

Sanılanın aksine, 24 Nisan anmalarında intikam ve kin duygusunun yer almadığını, sadece memlekete, Anadolu’ya olan özlemin var olduğunu anlatıyor. Yönetmen Peksezer Nor Anadolu’da, hiç görmediği bir yeri özleyen insanların hikayesini anlatıyor.



Yorumlar

flexi34
27/7/2011
Belgeseli izlemeden!

Belgeseli izlemeden yapilan yorumlar cok sasirtici. Ve bu dusuncelerler baris zor gibi gorunuyor. Bu benim izleyecegim ilk belgesel olmayacak Ermenilerle ilgili. Istanbul Belgesel Sinemacilar Birligi`nin Osmanli Bankasi muzesinde sergilerdikleri bircok belgesel ve soylesi dinledim. Tehcir`den sonra da aslinca tehcirìn hala devam ettgini ogrendim. istan bul`da Ermenilerin cogunlugunu olusturdugu mahallelerde ermeni nufusun azaltilmasi icin hala bir baski olustugunu dusunuyorum.


saberbk
25/7/2011
YANIT

NİKBİNLİKS adlı yorumcu arkadaşıminsanlık ve tarihi ile ilgili yorumlarınıza katılmamak mümkün değil..Doğruluyorum.Ancak hakkımdakilerine katılamayacağım doğal olarak.Aslında burada detaylı yazamadığımız için kısa açıkladım ve tam anlaşılamadı. 1.Kastettğim yer Muş ilidir ve elbetteki Botan denilen yer içinde değildir.Botanın yarısını yürüyerek dolaştım ki elbette bir j.sb.olarak bilmemem mümkün değilyoksa inanılmaz bir hata olurdu gerçekten..!.Çok da bot parçaladım dağlarında. 2.Dilimde bir hata yok ne yazdığımı dikkatle yazdım.. 3.MAKUS TALİHİ ni evet kötüye gidiş anlamında kullandımbunu da yıllarca o bölgede çalışırken fark ettim.Keşke yaşanmasaymış ama tarihi değiştiremeyiz..Sizede oraları gezip görmenizi öğütlerim eger görmediyseniz.. 4.Tarih bilgim konusundaki önerinize teşekkür ederim ama katılamayacağım..Heredot Tarihi kitabını 125 yaşımda okumuştum..!.Anadolu işte..Yinede elbetteki okumaya ihtiyacım vardır diye düşünüyorum. 5.Tartışmalar seviyesizleşirse sakatlaşırböyle bir şeye bende girmem yine size katılıyorum.Yorumlarınızı izlerim arkadaşsaygılarımla..


nikbinliks
25/7/2011
GERÇEKLER VE UYDURMALAR !

şimdi öncelikle subay arkadaşımıza şunu söylemek isterim.MAKUS TALİH İN DEĞİŞMESİ iyi bir şeydir ama siz kötü anlam da kullanmak istemişsiniz sanırım.bir subay için ciddi bir dil hatasıdır.olmamış. BOTAN TÜRKİYE topraklarında bir bölgedir.bunu da bir subay olarak bilmemek inanılmaz bir hatadır.kürtlerin nerden geldiği falan gibi bir arayışta isen bi kaç tarih kitabı oku. bi yerden gelmediklerini zaten burda olduklarını görürsün aynen ermeniler gibi.gerçi böyle yersiz anlamsız sakat bir tartışmaya girmek istemiyorum ama yazmış bulundum bir kere.bunlardan vazgeçin artık terör insanlıkla beraber doğmuştur.insanın olduğu heryerde şiddet.terör.tecavüz yağma.çapul.kitlesel öldürme.soykırım v.s tarih boyunca olmuştur.bundan sonrada malesef olacaktır.bu insanlığın belasıdır.insanlık tarihi kan tarihidir aslında bunun kürtlerle.türklerle ermenilerle.ilgisi yok genel insan fıtratı maalesef böyledir.ha biz ne yapabiliriz şiddeti lanetleyip.taleplerimizi demokratik yollardan dile getirmeliyiz. yok kürtler şurda gelmiş yok ermeniler şöyleymiş v.s lerle bi yere varılamamıstır.bunlardan vazgeçilmesi dileğiyle...


palenke
25/7/2011
BES MILLET !

türklerkürtleraraplarermeniler ve yunanilar bin yillik birlikteligi olan milletlerdir ve birbiriyle barismalarinin zamani gelmistir.

celalatalay
25/7/2011
Sevgili Bahadıra

Sunni bir ailenin çocuğuyum. Bu söylenenler Sunni devletin ufak yalanlarından. Tıpkı gençliğimde bana anlatılan mum söndü yalanları gibi. Ayrıca insanları etnik kökenleri ve inançları nedeniyle kategorize etmek geçtiğimiz yy. ait bir düşünce.


Radikal.com.tr

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Ermenistan Gezisi Notlari

"Barev Hayastan"

 © This content Mirrored From TurkishArmenians  Site turkiye-ermenileri.blogspot.com/

İki Ermenistanlı arkadaşla, ilk kez ziyaret ettiğim Kars'ı Andranik'ten dinlemek çok değişik bir deneyim. Kars kalesi tam karşıda yükselirken çocuklar uçurtmalarının peşindeler. Bizse aşağıya, Vartan'ın Köprüsü'ne gidiyoruz. "Taş Köprü" olarak bilinen bu köprünün hikayesini anlatıyor Andranik.

"Uzak geldim, uzağa gidiyorum" [1] diyerek çıkmıştım yola. İstanbullu bir Ermeni olan Sevag Şahin Balıkçı'nın askerliğini yaptığı sırada hayatını kaybetmesi tartışılıyordu o günlerde. Yine o günlerde İnsanlık Anıtı'nın yıkımına başlanmıştı ve Fransa'da Soykırımı İnkar Yasa teklifi reddedilmişti...

Ermenistan'ı eyalet eyalet gezerken ne kadar çok söz borçlandığımın farkında olarak eve döndüğümde tam onbir sene önce defterime not düştüğüm ama nasılsa unuttuğum Yeğişa Çarents [2] dizeleriyle karşılaştım. "Selam" diyordu Çarents, "Uzak yakın yoldaşlara, dünyalara, güneşlere / Ateş gibi ruhlara, / Yalım yalım yanan ruhlu herkese, / Güneş gibi sarı sıcak ruhlarına onların, / Bu kudurmuş ölüm kalım kargaşasında / Kurban giden o canlara selam, selam..."

Ermenistanlı arkadaşlar hep ismimizin yanına "jan" ekleyerek çağırıyorlardı bizi. İşte bu yazacaklarım da o canlara "selam" olsun.

Geçmişin ve bugünün izlerini sürmek

"Bir otobüs turuna katıldım, hayatım değişti" gibi bir cümle kurmaya kalkabilirim rahatlıkla. Evet, bir otobüs turuna katıldık. Her gün sabah başka bir şehre doğru yola çıktık.


1915'in açtığı gedik orta yerde dururken onlarca insana dokunduk. Medyada sıklıkla "toprak talebi" gibi argümanlara sıkıştırılan problemin hem geçmişteki hem bugünkü izlerini sürerek birbirimizi anlamaya çalıştık. "Ülkeler arasında nasıl bir ilişki?" diye sorarken gündelik hayatta ne kadar birbirimize benzediğimizi keşfederek güzel dostluklar biriktirdik.

Ermenistan'daydık

Yerevan Basın Kulübü, Kültür Üniversitesi Küresel Politikalar Eğilimler Merkezi (GPOT) ve Internews Armenia'nın ortaklaşa projelerinden biri olan otobüs turuna Türkiyeli ve Ermenistanlı gazeteciler davet edilmişlerdi. Ben de bianet.org adına oradaydım.
Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesine dönük projelerden biriydi bu. İki ülkede medyanın probleme ilgisini arttırmayı amaçlayan projenin, otobüs turuyla eş zamanlı yürüyen; gazeteciler arasında bir "değişim programı", iki ülke öğrencilerinin birbirlerinin ülkelerinde çekecekleri belgeseller, Ermenistan-Türkiye politikalarının tartışılacağı yuvarlak masa toplantıları ve talk-show vb. televizyon yapımları gibi etkinlikleri de var. Tüm bu projelerin medyaya, sorunun çözümüne dönük sorumluluğunu hatırlatması dileğimizdir.

"Beyaz, uykusuz, uzakta.."[3]

Yolculuğun Adana'dan başlayıp Antakya, Şanlıurfa, Diyarbakır, Van üzerinden Kars'a ulaşan Türkiye ayağına katılamadım. Kars'ta dahil olduğum Ermenistan ayağı ise Gürcistan'ın Akhaltsike kenti üzerinden Gyumri-Alaverdi-Yerevan-Goris-Meghri-Yerevan rotasını izliyordu.

İlk uğrak yeri olan Kars'ın gündeminde İnsanlık Anıtı vardı. Biraraya geldiğimiz Politikars internet portalı yöneticisi, Kafkasya Kültürleri Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda mimar Ali İhsan Alınak "İç yaralayıcı bir durum" diyor.
Ona göre sistemin gittikçe sağa kaydığını gösteren ve uluslararası baskılara kulaklarını tıkayıp milliyetçi unsurlara mesaj vermek anlamına gelen bu yıkım için dijital ortamda başlattıkları imza kampanyasından bahsediyor Ermenistanlı arkadaşlarımıza. Kendisinden ısrarla iyimser yanıtlar bekleyen sorular havada kalıyor.

Alınak, Ermenistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler kadar Kars'ın da bir tarafını kapatan ve ekonomisini olumsuz etkileyen sınır kapısı meselesi konusunda karamsar:

"Kapı 1992'den beri kapalı. Her yıl ilişkilerin düzeltilmesi adına açılacağı söyleniyor. Ama bu bir cesaret işi, yüz yıl öncesiyle yüzleşme olmadan açılacağını düşünmüyorum."

Bir Ermeni rehberle Kars sokakları

Kars'tan ayrılmadan İnsanlık Anıtı'nı görüntülemek istiyoruz. Ermenistan'daki tüm toplantılarda gönüllü olarak tercümanlığımızı üstlenen Andranik İspiryan rehberliğinde Kars sokaklarındayız. Andranik Türkoloji okumuş Muş kökenli bir Ermeni. Ermenice, Türkçe, İngilizce ve Rusça yayın yapan haber sitesi news.am yazarlarından.

Beni tanıtırken bianet hakkında kendine ait olumlu izlenimleri aktardığını fark ediyorum. Sadece bianet'i değil tüm haber kaynaklarını yakından ve çok dikkatli takip ediyor Andranik. Hatta geçtiğimiz yıl sınırın açılması için eylem yapan bir partinin yöneticisini hatırlayamıyoruz, imdada Andranik yetişiyor.

İnsanlık Anıtı'nın yıkılmasında ihaleyi alan Afşin İnşaat çalışanları görüntü almamızı istemiyorlar. Onlara göre bu Türkiye'yi olumsuz yansıtmak olur. Çalışanlardan biri aşağıda naylon kaplı gecekonduları işaret ederek, "Bu heykele bu kadar para aktarırken şu yoksullağa bakın" diyor. Kars'ta temel sorun işsizlik ve yoksulluk çünkü. Belki de daha inandırıcı olsun diye yakasındaki parti rozetini fark ettirmemeye çalışarak çıkardığını görüyorum.

Vartan'ın Köprüsü ve Çarents'in Evi

İki Ermenistanlı arkadaşla, ilk kez ziyaret ettiğim Kars'ı Andranik'ten dinlemek çok değişik bir deneyim. Kars kalesi tam karşıda yükselirken çocuklar uçurtmalarının peşindeler.

Bizse aşağıya, Vartan'ın Köprüsü'ne gidiyoruz. "Taş Köprü" olarak bilinen bu köprünün hikayesini anlatıyor Andranik. Bu köprüden hiç ayrılmayan Deli Vartan sonra kendini Kars Çayı'na bırakıyor.

Bir sonraki durağımız "Ermeniler'in Nazım Hikmet'i" olarak bilinen Yeğaşi Çarents'in evi. Kars'a gelen her Ermeni'nin buraya mutlaka uğradığını öğreniyorum. Ama Kars doğumlu şairin evi yıkıntı halinde. İstanbullu bir Ermeni burayı satın alıp müzeye çevirmek istemiş ama sahibinin yüksek bir miktar istemesi üzerine alamamış.

Evin karşısındaki demir köprü ve bir zamanlar evin önünde yer alan park dizelerine yansıyor Çarents'in. Ve aslında o andan itibaren Ermenistan yolculuğu başlıyor benim için. Çarents uğurluyor, eve dönüşte de o karşılayacak.

* Barev Hayastan "Merhaba Ermenistan"
(1) Oktay Rifat'ın bir şiirinden
(2) 1897 Kars doğumlu Ermeni şair. 1937'de Stalin rejimi tarafından idam edildi.
(3) Cemal Süreya'nın "Kars" adlı şiirinden

------------------------

2

"Yolunuz Pamuk Olsun"

 © This content Mirrored From TurkishArmenians  Site turkiye-ermenileri.blogspot.com/

Ermeniler kendi okullarında, kendi dillerinde eğitim aldıktan sonra bir yıl Gürcüce hazırlık sınıfına devam edip yükseköğretim için sınava tabi tutuluyorlar. Bunun, azınlıklara yükseköğretimin yolunu açan bir gelişme olduğunu vurguluyorlar.

Ermenistan'ın, karayoluyla Gümrü üzerinden Kars'a uzaklığının 45 dakika olduğunu öğreniyoruz. Sınır açık olmadığı için otobüsümüz Ardahan'ın Posof ilçesindeki Türkgözü sınır kapısına yöneliyor. Önce Gürcistan'a geçmek zorundayız.

Gürcistan'daki durağımız nüfusunun büyük çoğunluğunu Ermeniler'in oluşturduğu Akhaltsikhe kenti. Buradan itibaren binaların yıkılmaya yüz tutmuş, hatta yer yer yıkılmış hali gözümüze çarpıyor. Sovyetler Birliği döneminden kalma çoğu bina oturulamayacak vaziyette ve boş. Bir diğer ayrıntı da yerin altından değil de üstünden döşenmiş doğalgaz boruları. Her kadraja giren tesisatın bu ilginçliğine buradan sonra gözümüzün alıştığını, hatta "daha mantıklı, bir sorun olduğunda asfaltı yenilemek zorunda kalmıyorlardır" şeklinde hak vermeye başladığımızı söylemeliyim.

İngilizce, Ermenice ve Rusça yayın yapan hetq.am haber portalından arkadaşımız Khristine Aghalaryan'ın dedeleri Erzurumlu, ama kendisi Gürcistan doğumlu ve bu şehirde de akrabaları var. Bu sefer onun ve arkadaşlarının rehberliğinde dolaşıyoruz Akhaltsikhe sokaklarını. Bir yerden tanıdık bir ezgi yükseliyor. Davul ve zurna. Gençlik Merkezi'nde prova yapan bir dans ekibiyle karşılaşıyoruz. Bildiğimiz halay ritmi bu, ayak uydurmakta hiç zorlanmayacağımız bir ezgi.

Her dilde "Merhaba" diyen bir resim karşılıyor bizi. Önde gelen Ermeni aydınlarının resimlerinin bulunduğu duvarın karşısında ise 10-12 yaşlarındaki çocukların soykırımın yıldönümünde çizdiği resimler var. "Neden?" diyorsun; "Neden çocuklar 1915 konulu resimler yapsınlar ki?"

"4+1 formülü" neden olmasın?

Kentte Ermeniler ve Azeriler'le birlikte Ahıska Türkleri de yaşıyor. Yerel televizyon kanallarından ve organizasyonlardan temsilcilerle biraraya geldiğimizde temel gündemlerini, herhangi bir azınlığın ayrımcılığa uğrayıp uğramadığını, medyanın yaklaşımını, azınlıkların hassasiyetlerini gözetip gözetmediğini soruyoruz. İki ülke savaş halinde olsa da Gürcistan'daki bu iki büyük azınlık grubu arasında sorun yaşanmadığını söylüyorlar. Dini gruplar arasında zaman zaman görülen nefret suçları da hem medya hem de sivil toplum örgütlerince kınanıyormuş.

Hükümetin sivil toplumun önerilerini dikkate aldığını söylediklerinde, "Hiçbir problemimiz yok." söylemine şüpheyle yaklaştığımızdan olsa gerek, örnek vermelerini istiyoruz. Eğitimde "4+1 formülü" önerisinin hayata geçirilişini anlatıyorlar. Örneğin Ermeniler kendi okullarında, kendi dillerinde eğitim aldıktan sonra bir yıl Gürcüce hazırlık sınıfına devam edip yükseköğretim için sınava tabi tutuluyorlarmış. Bunun azınlıklara yükseköğretimin yolunu açan bir gelişme olduğunu vurguluyorlar. Çünkü daha önce bir Ermeni, ortaöğretimini tamamladıktan sonra yükseköğretim için Erivan'a gitmek zorunda kalıyormuş.

Türkiye'de anadilde eğitim tartışmaları bunun çok gerisinde ama bu formül bir emsal teşkil edebilir, diyoruz.

Ve nihayet Ermenistan

Gürcistan'dan sonra ilk ziyaret ettiğimiz Ermenistan kenti Gümrü. Shirak ilinin en büyük kenti olan Gümrü, Yerevan'dan sonra ülkenin ikinci büyük kenti olma özelliğini taşıyor. Yolculuk uzun sürse de Ermenistan'dayız işte. Türkiye için "8 km" tabelası bize gülümsüyor. Güzel bir mimariye sahip olan Gümrü'yü de Kars'ı yapan ustalar yapmış. Ancak 1988 tarihli, 25 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan Spitak Depremi'nin izlerini gözlemek mümkün. Bu depremden beri 7 bin aile geçici evlerde yaşamak zorunda.

 © This content Mirrored From TurkishArmenians  Site turkiye-ermenileri.blogspot.com/

Asparez Journalist Club'da düzenlenen toplantıya katılıyoruz. Kulüp başkanı Levon Barseghyan aktardığı istatistiklerle medyanın durumuna dair bilgilendiriyor bizi. Toplam 30 gazetenin toplam tirajı 30 bin. Bu sayı gazetelerin kamuoyu üzerindeki etkisinin büyük olmadığını göstermeye yetiyor. Buna karşılık 45 televizyon kanalının yarısından fazlasını yerel televizyonlar oluşturuyor. 23-24 kadar da radyo kanalı olduğundan bahsediyor Barseghyan, İstanbul'daki sayının 113 olduğunu da ekleyerek. Gazetecilerin çalışma koşullarına dairse sansüre dikkat çekiyorlar, sosyal güvencesi olmaksızın çok az maaşlarla çalıştıklarını da ekliyorlar.

Bunlar ülke genelinde rakamlar. Günlük gazetenin olmadığı Gümrü'de ise dört yerel televizyon, üç haftalık gazete, bir aylık dergi var ve toplam 40 gazeteci yaşıyor.
Barseghyan'ın rakamlarına göre son iki yılda yeni medya hızla gelişiyor ve internet kullanıcılarının sayısı çok çabuk artıyor. İnternet kullanım oranı yüzde 60 ve bunun yüzde 15'i aktif kullanıcı. Kaydedilmiş 3000 blogdan 205'i aktifken, facebook profili sayısı da 140 bin olarak tespit edilmiş.

Geçici konutlardaki depremzedeler

Geçici konutlardan oluşan mahalledeyiz. İki oğul, bir gelin ve bir torunla birlikte altı kişiden oluşan Palonyan ailesini ziyaret ediyoruz. Torun Anahit kucaktan kucağa geziyor. Anahit'in deprem olduğunda üç yaşında olan babası pek çok yaşıtı gibi işsiz. Misafire ikramın Ermeniler'de adet olduğunu söyleyerek ağırlıyorlar bizi. İki seneye kadar 3000 ailenin yeni konutlara geçirileceği söyleniyor. Ama daha önce ev sahibi olmayanların böyle bir şansı yok. Depremin açtığı yaraların coğrafya ayırdetmediğini görüyoruz.

"Yolunuz pamuk olsun"

Akşamüstü Gümrü sokakları bomboş. Herkes Gümrü takımının maçına kitlenmiş durumda. Futbolseverlerin kutlamalarına şahit olacağımızı düşünürken, ne yazık ki skor olumsuz. Sovyetler döneminin "Leninakan"ı Gümrü de tıpkı Yerevan gibi büyük bir meydana sahip. Meydandaki St. Asdvadzadzin Kilisesi'nin hemen karşısında bir katedral inşaatı var. Ermenistanlı ustalar Ani'deki katedralin aynısını yapmaya koyulmuşlar ama maddi imkansızlıklar nedeniyle yarım kalmış.

Ermenistan'da ilk günümüz ve doğal olarak Ermenice kelimeler öğrenme azmi var. Teşekkür etmek ("Shnorhakalutyun"), özür dilemekten ("Neroghutyun") daha zor. Zaten önce özür dilemeyi öğrenmek belki çok daha elzem diye düşünürken, kaldığımız Araks (Aras) Hotel'den Michel Atomyan Amca şaşırtan ve duygulandıran bir veda cümlesiyle bizi uğurluyor: "Yolunuz pamuk olsun".

-----------------------------------

3

Ermenistan'ın diğer yüzü

Yerevan'la Yerevan dışı Ermenistan arasında gözle görülür farklılıklar var. Tüm ekonomi Yerevan'a bağlı yürüyor ve başka bölgelerde ticaret yapma şansı düşük. Böylesi bir ortamda AGİT desteğiyle kurulan merkezde bir araya gelen girişimci kadınlar da pazar bulmakta zorlanıyor.

 © This content Mirrored From TurkishArmenians  Site turkiye-ermenileri.blogspot.com/

Debed ırmağı ve yemyeşil doğasıyla Alaverdi'deyiz. Lori eyaletine bağlı 16 bin nüfuslu Alaverdi altın ve bakır madenleriyle endüstrileşmiş bir kent. Madenleri Fransız Vallex Grubu işletiyor. Şehrin her yanında şirkete ait reklam panoları var. Vallex grubuna bağlı fabrikanın kocaman bacası "burdayım" diyerek selamlıyor bizi.

Böylesi güzel bir kentte çarpık sanayileşmeye karşı aykırı seslerin çıkıyor olduğunu bilmek güzel. Kadınlar Birliği'nin ofisinde görüştüğümüz Larisa Paremuzyan, hetq.am'de yazan bir araştırmacı gazeteci. Lori eyaleti ve Tumanyan bölgesinin sorunlarını gündeme getiriyor. Bir kadın olarak hem politik mücadelede hem de çevre kirliliğine karşı mücadelede güçlü ve önemli bir figür olan Paremuzyan, yerel yönetimlerle ilgili harcamaları yakından takip ediyor. Kendi bölgesinde yolsuzluk, rüşvetçilik ve doğayı tehdit eden her tür girişime bayrak açmış durumda.

"Halkın adamı" Larisa Paremuzyan

Cesaret isteyen işlere imza atan bir kalem olarak Paremuzyan, sık sık tehditlerle karşılaştığını söylüyor. Belediye başkanlığına adaylığını koyduğu dönemde tehditler almış, evi yakılmış ama geri adım atmamış. "Ben halkın adamıyım." diyor. Hetq.am'de en çok tıklanan Larisa Paremuzyan haberinin, Başbakan Tigran Sargsyan'ın danışmanlarından Serop Der-Boghossia'nın pedofili olduğuna dair yazısı olduğunu söylersek durumu açıklar sanırım. Paremuzyan'ın bu iddiası hem fabrika personeli, hem Alaverdi halkı tarafından yalanlanmış önce. Ancak ABD vatandaşı ve Akhtala madenlerini işleten şirketin başkanı Der-Boghossia hakkındaki iddialar polisi hareket geçirmeye ve onu tutuklattırmaya yetmiş.

Yolsuzluk, çevre kirliliği, su kaynaklarını tehdit eden hidroelektrik santraller... "ne kadar çok ortak derdimiz var" diye düşünürken sekiz köşe şapkasıyla bir amca yol veriyor sokakta. Nerede olduğumuzu unutuyoruz.

Ermeni kültürünün önemli simgesi: Khaçkar'lar

Alaverdi aynı zamanda önemli bir turistik merkez. Yol boyu "sağınızdaki... solunuzdaki..." anonslarıyla ve engin tarih birikimiyle başımızı döndüren Mikayel Hovhannisyan rehberliğinde Haghpat ve Sanahin Manastırları'nı geziyoruz. Mikayel, Ermeniler'e özgü "khaçkar"ları anlatıyor bize. Taşın oyulmasıyla yapılan bu haçların hikayesini ondan dinlemek gerek.

Önce Haghpat'tayız. Buradaki khaçkarda diğerlerinden farklı olarak İsa çarmıhta. Mikayel'in anlattığına göre bu çizgilerde İslami etkiler de sözkonusu. Kullanılan kırmızı boya karadut solucanlarından elde ediliyormuş, formülü kayıp, günümüze ulaşmamış.

Sanahin'deki khaçkar ise büyüleyici. Desen tek bir çizgiyle başlıyor ve beş katman üzerinden hiç kırılmadan devam ediyor. Mikayel bunun sonsuzluğu simgelediğini söylüyor.

14. yy'da üniversite hizmeti veren Tatev

Yerevan'da kısa bir konaklamadan sonra güneye doğru yola çıkıyoruz. Karayoluyla 40 dakika kadar sürecek olan Halidzor-Tatev arası derin vadiyi 5.7 km'lik teleferikle aşıp 12 dakikalık bir yolculuğun ardından Tatev Manastırı'na ulaşıyoruz. Ortaçağ boyunca önemli bir kutsal merkez olan Tatev'de aynı zamanda bir üniversite de bulunuyormuş. Depreme ve olabilecek düşman saldırılarına duyarlı inşa edilmiş "Sallanan Sütun" tam bir mühendislik harikası. Depremler ve istilalar sonucu tahrip olan manastır, restorasyon çalışmalarıyla canlandırılmaya çalışılıyor. Hem istihdam sağlamak hem de bölgeye turist çekmek amaçlı bu büyük canlandırma projesini özel sektör ve kamu fonluyor.

Goris'li kadınların ekonomide varolma mücadelesi

Syunik bölgesinin önemli kentlerinden Goris'teyiz. Kadınların Gelişimi ve Kaynak Merkezi'nde biraraya geldiğimiz sivil toplum örgütü temsilcileri tüm Ermenistan kentlerinde olduğu gibi bizi ilgiyle karşılıyorlar.

AGİT desteğiyle kurulan merkez, kadınların ekonomik, sosyal ve politik yaşamdaki rolünü geliştirmeyi ve girişimciliği özendirmeyi amaçlıyor. Kadınların iş yaşamına katılması önündeki engellerden bahsediyorlar. Pratikte iş kadınlarıyla iş arayan kadınları buluşturan çalışmalar yapmışlar. Turistik amaçlı el sanatları faaliyetlerini ilk sırada tutuyorlar. Bu sayede kurdukları vakıf kadınların girişimleri için sermaye sağlıyor.

Güney gezisi boyunca olduğu gibi Yerevan'la kıyaslama yaparak anlatıyorlar durumlarını. Gerçekten de Yerevan'la Yerevan dışı Ermenistan arasında gözle görülür farklılıklar var. Tüm ekonomi Yerevan'a bağlı yürüyor ve başka bölgelerde ticaret yapma şansı düşük. İran karayolu üzerindeki Goris ve daha sonra uğrayacağımız Kajaran ve Meghri kentleri sadece bir geçiş noktası. İran'la yapılan ticaret de Yerevan merkezli. Böylesi bir ortamda kadınlar da pazar bulmakta zorlanıyorlar. Tüm gazeteler Yerevan'da basıldığı için reklam verme olanakları da yok. Yerel pazar küçük olduğu için yurtdışı ihracatını hedefliyorlar. homelandhandicrafts.org adresi üzerinden sipariş aldıklarını özellikle belirtiyorlar.

"AB'ye nasıl gireceksiniz?"

Goris Basın Klubü'nden Susanna Shahnazaryan ise yeni başlayanlar dışında tüm gazetecilerin kadın olduğunu belirtiyor. Çünkü erkekler para kazanamayacakları bir meslek olan gazeteciliği tercih etmiyorlar.

Ermenistan'ın genelinde olduğu gibi burada da Türkiye'ye, iç politikaya dair birçok soruyla karşılaşıyoruz. Türkiye'deki gençlerin Ermenistan algısını merak ediyorlar. Çok samimi bir atmosfer. Kadınların konumunu sorduklarında kadın cinayetlerinden başlayarak anlatıyoruz. Durumun vehameti açık. "AB'ye nasıl gireceksiniz?" diye soruyorlar, bir ağızdan "Giremiyoruz zaten" dediğimizde kahkahalar yükseliyor.

En son genç bir kadın yeni nesil Ermenistanlılar'ın algısını dillendiriyor: "Bir şey satın alacağımızda bakıyoruz Çin malıysa almıyoruz, Türkiye malını tercih ediyoruz."

------------------------


4 "Merhaba"nın kudreti

Her "merhaba" bir "özür"e denk düşmüyor belki, ama onca gün birlikte olduğumuz Ermenistanlı arkadaşlarla biz öğrendik ki bir "merhaba" bazen yaraları sarma kudretinde oluyor.


"Sonsuz şeref yolu gibi Masisim'e vurgunum ben"

Yeğişe Çarents'in dizelerindeki Ararat'a yönelik tutkuyu Yerevan'a gelince anlamanız mümkün. 2800 yıllık şehre Ararat manzarası hakim. Her gün uzaktan seyredilen ama ulaşılamayan bir sevgili gibi.

Cumhuriyet Meydanı geniş, ferah ve Yerevan'da hayat günün her saati canlı. 3 milyonluk Ermenistan nüfusunun yarıya yakınını barındıran kentle, günlerdir dolaştığımız diğer bölgeler arasındaki ekonomik uçurum çok belirgin. Ama yine de meydana açılan North caddesindeki lüks dükkanlar bomboş. Kiralar çok yüksek olduğu için sadece ünlü markalara yer tutabilmiş. Yerevan'ın da dışarıya açılmaya ihtiyacı var. Bu bakımdan Türkiye çok önemli bir kapı. Ve doğrusunu söylemek gerekirse protokolleri askıya alan taraf olarak Türkiye'ye nazaran, Ermenistan'da konuştuğumuz hemen herkes ilişkilerin normalleşmesi bakımından daha gerçekçi.

Ve bir dipnot: Türkiyeli olduğunuz için herhangi bir hakarete uğramıyorsunuz,1915'in ayıbı durmadan yüzünüze vurulmuyor. Yanlış para üstü veren büfeci özür üstüne özür diliyor, istasyonun önünde Türkçe konuştuğumuzu duyan bir işadamı "Merhaba" diyerek bizimle tanışmak istiyor.

Genç kuşağın Türkiye algısı olumlu

Tüm bunların konuşulduğu "Ermenistan-Türkiye Yakınlaşmasında Medyanın Katkısı" başlıklı toplantının oturumlarından birine katılıyoruz. Toplantı ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Yerevan Basın Kulübü, Küresel Politikalar Eğilimler Merkezi (GPOT) ve EURASIA Partnership Foundation ortaklığında gerçekleştiriliyor.

Oturumda daha önce verileri aktarılan bir çalışmadan daha bahsediliyor. Kafkasya 2010 Barometresi adlı çalışma, genç kuşağın Türkiye algısının olumluğuna işaret ediyor.
Sınırların açılması konusunaysa, ulaşılan 2 bin kişinin yüzde 58'i ülke güvenliği gerekçesiyle olumsuz yaklaşıyor. Yüzde 16'lık bir oran sınırların açılmasını arzuluyor. Bu oranın düşüklüğüne rağmen Ermenistan'ın Türkiye ile ticari ilişkilerini geliştirmesine olumlu bakanların oranı yüzde 45.

Oturumda ayrıca Türkiye ayağını İzmir Ekonomi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Sevda Alankuş ve ekibinin, Ermenistan ayağını ise Yerevan Basın Kulübü'nün yaptığı medya araştırmasının verileri paylaşılıyor. Araştırma Ermenistan basınında Türkiye'nin dikkatli bir şekilde izlendiği ve "nötr" haberlerin baskın olduğunu gösteriyor. Negatif haberler Obama'nın Türkiye ziyareti ve sonrasında yol haritasının açıkladığı dönemi içine alan 1-30 Nisan 2009 ve protokollerin askıya alındığı 15-30 Nisan 2010 arası döneme ait.

Ermeni Kilisesi'nin merkezi Etchmiadzin ve Elegez Dağı eteklerindeki Yezidi Kürt köylerini ziyaret edip Yerevan'a geri döndüğümüzde Soykırım Anıtı'na gidiyoruz. Kristine, her 24 Nisan'da bu yolun çiçeklerle kaplandığını, anıtta çiçek bırakacak yer kalmadığını söylüyor. Sürgünün gerçekleştirildiği Anadolu kentlerinin isimlerinin yazılı olduğu duvar boyu yürürken, nereden geldiği belli olmayan bir ezgi boğazınızda düğüm oluyor. O orada dururken yeni bir ilişki mümkün değil, biliyorsunuz.
Rakamlardan ve analizlerden azade, devletler ve politikalar üstü bir ilişki, yası paylaşamasak da utancıyla yüzleşmeyi gerektiriyor önce. Her "merhaba" bir "özür"e denk düşmüyor belki, ama onca gün birlikte olduğumuz Ermenistanlı arkadaşlarla biz öğrendik ki bir "merhaba" bazen yaraları sarma kudretinde oluyor. (BBA/ŞA)

Burcu BALLIKTAŞ burcuballiktas@hotmail.com
Kars - BİA Haber Merkezi 01-07 Haziran 2011

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Öztaransu Ermenistan'da Türk olmayı anlattı

 © This content Mirrored From TurkishArmenians  Site turkiye-ermenileri.blogspot.com/

Uzaklardan Mektuplar bölümünün yazarlarından Mehmet Fatih Öztaransu, Ermenistan'da yaşayan bir Türk olarak gözlemlerini aktardı.Araştırmacı ve TÜRTAB (Toplumbilimsel Araştırmacılar Birliği) kurucusu Mehmet Fatih Öztarsu, Bakü Kafkas Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun. Bakü’de bulunduğu dönemde düşünce kuruluşları ve medya organlarında Kafkasya’ya yönelik akademi, danışmanlık ve gazetecilik çalışmalarında bulunan Öztarsu, şu anda Yerevan’da yaşıyor ve bölgeye yönelik çalışmalarına devam ediyor.

Ermenistan’daki Aravot gazetesinde de yazarlık yapan Öztarsu, aynı zamanda ‘100 Soruda Karabağ Sorunu’ adlı kitabın ortak yazarı; ‘Ermenistan’da Bir Türk’ ve ‘Dağlık Karabağ Sorunu’na Minsk Grubu’nun Yaklaşımları’ adlı yeni kitapları da basım aşamasında.

• Ermenistan’a gitmeyi ne zaman ve niçin istedin?

Yeni bir fikir değil. Bakü’de bulunduğum zaman dilimi içerisinde Ermenistan’la ilgili çok çalışma yaptım. Bu ülkeyi de görmenin benim için farklı bir tecrübe olacağını düşünüyordum. İlk olarak geçtiğimiz yıl Ağustos ayında geldim. Çalıştığım düşünce kuruluşunda bazı uzman arkadaşların tavsiyesiyle Ermenistan’ı en kısa zamanda görmem gerektiğine karar verdim ve zaman kaybetmeden Erivan’a ilk adımımı attım...



• Neden Ermenice öğrenmeye karar verdin?

Ben üniversite eğitimimi Bakü’de aldım. Hem bölümümün Uluslararası İlişkiler olması nedeniyle hem de bölgede yıllarca yaşamanın verdiği bir tecrübeyle Ermenistan’la ilgili meselelere daha sağlam şekilde yaklaşmam gerektiği bilincindeyim. Azerbaycan’da da, Türkiye’de de çeşitli düşünce kuruluşlarında ve medya organlarında çalıştım. Kafkasya bölgesiyle ilgili araştırmalar yaptım, makaleler yazdım. Türkiye’de gerek Kafkasya gerek Ermenistan üzerine çalışan hiçbir uzman Ermenice bilmiyor. Bazı üniversitelerde Moskova’da Ermenice eğitimi alan birkaç hocayı biliyorum. Bunların dışında faal olarak Ermenice bilip bölge araştırması yapan kimse yok. Ben masa başı uzmanı olmak yerine, zahmetlerini de göze alarak bu dili öğrenmeye ve çalışmalarımı verimli kılmaya karar verdim.

• Ermenice sana göre zor bir dil mi?

Bence zor bir dil. Rusça eğitimi alırken Rusçanın kısmen zor olduğunu düşünmüştüm. Ancak Ermenice ondan daha zor geldi. Hem Ermenicenin klasik yapısının bugün dahi korunması hem de dildeki yabancı etkisinin çok az olması bu dili zor kılıyor. Yabancı kelimeler ağırlıkta olsa böyle düşünmezdim. Alfabesinden başlayarak dilin içeriğine hâkim olmak zorlu bir süreç.

• Ermenistan’a ilk geldiğinde neler hissettin?

İlk ziyaretimde Ankara’dan arkadaşım İsmail’le geldim. Kendisi de benim gibi Ermenistan’ı çok merak ediyordu. Gürcistan’dan Ermenistan’a girişte, çıkabilecek sorunlara dair her ihtimali kafamda kurmuştum. Bir sorun çıksa en azından gelmeyi denemiş olacaktık. Ancak böyle olmadı. Ermeni gümrük memuru Türkçe “hoş geldiniz” diyerek vize işimizi üç dört dakika içinde halletti. Aracımıza geçip Erivan’a doğru yol alırken bir Türk olarak farklılık hissediyor insan. Buranın köy, kasaba ve şehir yapısını yol boyunca içselleştirerek düşünmeye koyuldum. Sonuçta kafamdaki haritada Ermenistan karanlık bir bölgede yer almakta ve bu bölgeyi yine kendi kafamda aydınlatma çabasındaydım. Erivan’a girdiğimde şimdiye dek hakkında çokça çalışma yaptığım ancak bir türlü göremediğim ülkenin başkentine girmenin heyecanını yaşadım. Hiçbir sorun yaşamadan bu ülkeye gelmek ve serbestçe dolaşmak oldukça güzel bir duygu. İlk seyahatimde beni ilk etkileyen ülkenin mimarisi, ve insanların bize benzemesi oldu.

• Dil hocanla nasıl tanıştın? Aranızda hangi dilde konuşuyorsunuz?

Dil hocamla Ermenistan’da gerçekleştirilen Ani Diyalog programında tanıştım. Kendisi Erivan Devlet Üniversitesi Türkoloji bölümünden. Aramızda çoğunlukla Türkçe konuşuruz. Ben Ermeniceye yeni başladığımdan her şeyi Ermenice konuşmam imkânsız. Hem Türkçe konuşmamız kendisi için de güzel bir pratik imkânı sağlıyor.

• Ermenicede Türkçeye benzettiğin neler var?

Özellikle ağız yapısı bizim Doğu Anadolu ağzına benziyor. Ben Malatyalı olduğum için Doğu’nun ağız yapısına hâkimim. Bu konuda bir zorluk yaşamıyorum. Bundan başka, iki dilin ortak kelimeleri genellikle benzer yemek kültüründen doğmuş. Köfte, kavurma, sarma, tandır ve bulgur bunlardan başlıcaları. Tabii tarihe ve ortak geçmişe yönelik pek çok ortak kelime bulunuyor.

• Bir Türk olarak Ermenistan’da yaşamak kolay mı?

Yeni tanıştığım insanlar arasında benim ülkelerinde yaşamama şaşıranlar oluyor. Çalışmalarım medya ve akademi yönlü olduğu için bunun oldukça güzel bir karar olduğunu söylüyorlar. Türkiye hakkında, Malatya hakkında da çok sorular soruluyor. Ancak en çok sorulan sorular son dönem Türk dış politikası ile ilgili oluyor.

Bence öncelikle burada Türk imajının tam oturması gerekiyor. Buraya her türlü Türk tekstil ve inşaat malzemeleri geliyor. Üzerinde koskoca harflerle Türkçe isimler yazıyor. Ancak bu malı satan ve alan kişilerin Türklerle doğrudan bir teması olmamış. Türk denince akılda İranlı Müslümanlar gibi bir imaj şekilleniyor ya da siyasi propagandalarla şekillenen bir Türk geliyor akıllarına. Bunu değiştirmek için Türklerin Ermenistan’a daha çok gelmesi, halkla temas kurması ve ortak çalışmalar düzenlenmesi gerekiyor. Bir Türk olarak elbette kendimi herkese doğrudan ifade etmem zor. Zaman zaman bazı zorluklar yaşanıyor. Bu zorluklar da gündelik hayatla ilgili. Her milletin iletişimde olabileceği gruplar varken burada hiçbir Türk’ün bulunmaması bazen sıkıcı gelebiliyor. Gönül ister ki burada daha fazla genç arkadaşımız olsun ve Ermeni gençlerle daha çok ortak payda oluşturabilelim. Alanı sosyal bilimler olan her Türk için burada yapılması gereken çok çalışma var ve Ermeniler buna hazırlar.

• Ermenilerle ilk tanışman nasıl oldu? Memleketin Malatya’da Ermeniler var mıydı çocukluğunda?

İlk defa bir Ermeni ile üniversite yıllarımda tanıştım. Azerbaycan’da yaşayan pek çok Ermeni var. Ancak beni Ermenistan’ı görmeye teşvik eden arkadaşlarla internet üzerinden ortak çalışmalar vasıtasıyla tanıştım. En başta Erivan’ın nasıl bir şehir olduğunu, Ermeni insanının neleri merak ettiğini ve gündemde ne gibi konuların olduğunu soruyordum. Zaman içinde bu arkadaşların davetiyle Ermenistan’ı da yerinde tanımış oldum.

Malatya farklı bir yapıya sahip, kozmopolit bir memleket. Her türlü unsurun bulunduğu bu şehirde yıllarca barış içinde yaşanmış. Türk, Kürt, Ermeni, Zaza, Sünni ve Alevi yapıdaki bu şehirde kimse kimsenin ne olduğunu konuşmaz. Pek çok Kürt akrabam var. Ancak ben Kürt’ün etnik anlamda ne demek olduğunu ilkokulda öğrendim. Okuldaki resim dersi için el işi kağıdı almam gerekiyordu. Bakkal hangi renkten istediğimi sorunca ben “kırmızı” diye cevap verdim. Adam birdenbire “Ne o? Kürt müsün yoksa? Kürtler kırmızıyı sever” dedi gülümseyerek. Kendisi de Kürt olan bakkal sayesinde o yıllarda literatürüme bir kelime daha girmişti. Babamın, dedemin pek çok Ermeni esnaf arkadaşı varmış. Müslüman esnaf dedeme borç vermezken Ermeni Sarkis Usta zor zamanında dedeme destek çıkmış. Bu tür güzelliklerin yaşandığı bir yer Malatya ve bunu korumaya devam ediyor. Erivan’da da bir Malatya var. Yeni Malatya vaktiyle Malatya’dan göçen insanların bulunduğu bir yer. Buradaki Malatya’yı gezdim. Ancak bizim Malatya ile pek benzerliği bulunmuyor.

• Azerbaycan’da okudun… Orası nasıldı? Türklere bakışları nasıldı?

Azerbaycan güzel bir memleket. O güzelliğin kaynağı Bakü şehri. Her milletten insanın bulunduğu bu şehir bana çok şey kattı. Diyebilirim ki hayatıma yön veren çalışma sahasına bu şehirde yaşadıklarım ve gözlemlediklerim sayesinde girdim. Tabii Türk tarihi için de ayrı bir yeri vardır Bakü’nün. Kafkas İslam Ordusu’nun şehre giriş yılı olan 1918’den beri ortak bir kardeşlik paydası oluşturulmuş. Türk dizileri izlenir, Türk takımları takip edilir ve burada yaşayan Türkler de buranın yerlisiymiş gibi davranılır. Tabii her Sovyet ülkesinde olduğu gibi burada da eski Sovyet yapıları ve kültürü Türkler için yabancılık çekilecek bir ortam oluşturuyor. Ancak bugünün dünya düzeninde her şey gibi bu da zenginlik olarak kültürümüze katkıda bulunuyor.

• Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki benzerlikler ve farklılıklardan söz edebilir misin?

İki ülkenin en benzer tarafı Sovyet geçmişi. Binalar, Rusçanın devam eden varlığı ve yakın geçmişe dair hatıralar hep Sovyetler Birliği’yle ilgili. İki ülkenin bundan başka, Kafkasyalılık benzerliği de bulunuyor. İnsan profilinden bunu rahatlıkla çıkarabiliyoruz. Tabii Ermenistan’da Anadolu profili de ağır basmakta. Şehir yapısı bir toplumu etkileyen en önemli unsurlardan birisidir. Erivan ve Bakü’yü kıyasladığımızda şehir yapılarında çok büyük benzerlikler görüyoruz. Doğal olarak orada yaşayan halklar da aynı yaşam tarzıyla hayatlarını devam ettiriyorlar. Ayrıca iki ülkenin yaşlıları her söze “Sovyetler döneminde…” diye başlayarak bugünkü ekonomik vaziyetten duydukları memnuniyetsizliği dile getirirler.

• Daha ne kadar Ermenistan’da kalmayı planlıyorsun? Bundan sonraki planların neler?

Ermeniceyi ilerletene kadar kalmayı düşünüyorum. Bu süreç içerisinde de medya ve akademi çalışmalarımı devam ettiriyorum. Sonuçta bu ülkede Türk gözlemci olmak bir ayrıcalık. Buna ek olarak Ermenistan’ın prestijli gazetelerinden Aravot Gazetesi’nde bir Türk yazar olarak çalışmalarımı sürdürmekteyim. Bundan sonrasında ise Ermenistan’la ilgili daha verimli çalışmalar yapmak, bunu akademi ve medya camiasında daha etkin şekilde sürdürmek istiyorum. Hatta Türk edebiyatının zengin eserlerini Ermeniceye kazandırmayı da çok isterim. Aynı şekilde Ermeni edebiyatını Türkiye’ye taşımak bize çok şey katacaktır. Birbirimizi anlamamız için bizim bu girişimlerimizin önemli olduğunu düşünüyorum. Ermenice bilmeyen diplomat, uzman ve gazetecileri olan Türkiye’nin Ermenistan’ı anlamasını nasıl bekleyebiliriz?

Alin OZINIAN /Agos

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !

Küs Komşu Ermenistan

 © This content Mirrored From TurkishArmenians  Site turkiye-ermenileri.blogspot.com/


Osman Sağırlı ve Cemil Yıldız ERİVAN’da...
www.turkiyegazetesi.com
22-28 Nisan 2010 (1)-(7)

Anadolu’da ölmek istiyorum


Türkiye’den göç eden Ermenilerin çocukları son nefeslerini Anadolu’da vermeyi arzuluyor

Başlarken
24 Nisan’da ABD başkanı soykırım diyecek mi? Bu soru Türkiye’nin ve Ermenistan’ın değişmeyen gündemi. Derken 24 Nisan’a da bir gün kaldı. Öncesinde her ne kadar Başbakan düzeyinde bir ABD çıkarması yapılsa, ya da büyükelçimiz geri çağrılmış olsa da; iki ülke de 24 Nisan’a odaklanmış durumda. Peki Ermenistan ne düşünüyor? Anneleri babaları Türkiye’den gitmiş olan Ermeniler bu durumu nasıl değerlendiriyor? Merak edip yollara düşüyoruz....

ANADOLU HASRETİ
Vanlıların Erivan’da kurduğu derneğin başkanı Ramik Honvanyan ve kadın başkan yardımcısı 84 yaşındaki Aida Banıryan, arkadaşımız Osman Sağırlı’ya, Türkiye’ye dönmek ve hayatlarının geri kalanını orada yaşamak istediklerini söyledi.

YOĞUNLUK BAŞKENTTE
Denize kıyısı olmayan Ermenistan’ın; Gürcistan, Azerbaycan, İran, Türkiye ve Nahçıvan bölgesi ile sınırı var. Tarihî yapılarıyla dikkati çeken başkent Erivan, 1 milyon 100 bin kişilik nüfusuyla ülkenin yüzde 35’ini barındırıyor.

DERNEK KURMUŞLAR
Anne babaları Van’da doğan, ancak tehcirle birlikte yaşadıkları toprakları terk eden Ermenilerin çocukları, Erivan’da atalarının doğduğu yerlerin ismiyle dernekler kurmuş

BURADA NE ARIYORUM?
Vanlı Ermeniler Derneği Başkanı Ramik Honvanyan “Ermenistan’da ne işim var? Babamın Van’daki yerinden bir toprak parçası versinler, orada ölmek istiyorum” diyor.

Ermenistan’a gidecek uçağa bindiğimizde, çantalarımızı koyacak yer bulmakta güçlük çekiyoruz. Ermeniler, Türkiye’den dönüşte, götürebildikleri kadar çok malzeme götürüyor. Bir buçuk saatin ardından uçak Erivan’a iniyor. Uçağın durmasını dahi beklemeyen Ermeni yolcular bütün ikazlara rağmen telefonlara sarılıyor. “Ayo, ayoooo” nidaları arasında kabin ekibinin anonsları kaybolup gidiyor.
Bizi karşılayacak Diran’dan ses seda yok. Ancak daha önceden pasaport kontrolüne girmeden önce vize almamız yönündeki ikazlarına uyup doğruca kuyruğa giriyoruz. Formları doldurup, 13 dolarlık vize ücretini de ödüyoruz. Bir süre bekledikten sonra pasaport polisi şöyle yakışıklı bir görüntümüzü alıyor ve mührü basıyor, ver elini Erivan...

İSTANBULLU GİBİ...
Diran hemen kapının önünde bizi bekliyor. O bazıları gibi tabelaya isimlerimizi yazmamış ama eski bir İstanbullu olması hasebiyle hemen kendini ele veriyor. O bizi ararken biz onu buluyoruz... 50-55 yaşlarında 1.70 boylarında, hafif sakallı. İstanbul’da görsen “yabancı” demezsin. İşte öyle bir adam. 11 yaşına kadar İstanbul’da yaşamış. Barsak ustası olan babasının aldığı cazip iş teklifleri sonrasında Almanya’ya gitmiş. Orada eğitimini tamamladıktan sonra askerlik için tekrar Türkiye’ye gelmiş...

LAS VEGAS’A MI GELDİK?
Bunları ayak üstü anlatan Diran, “Daha çok konuşuruz, burada sabah Türkiye’den 2 saat erken olur. Şimdi gidelim, otelinizde dinlenin” diyor. Havaalanından dışarı çıkıyoruz, 70 model Mercedes bir taksi çeviriyor, Ermenice konuşup pazarlık ediyor, fiyatta anlaşıyor. Yola koyuluyoruz, yağmur şiddetini gittikçe artırıyor. Sağlı sollu casinolar dikkatimizi çekiyor. “Las Vegas’a mı geldik?” sorumuza Diran bozuluyor. “Sormayın, bunlar Erivan’ın yüz karası. Eskiden şehir merkezindeydiler, kanun çıkardılar, güya dışarıya aldılar. Tam da havalimanı yoluna koymuşlar. İmajımızı zedeliyorlar, dilerim buradan kaldırılırlar” diyor. 20 dakikalık yolculuğun ardından oteldeyiz. Kayıt işlemleri yapılıyor ve anahtarımızı alıyoruz.

“Odada su var mı acaba?” sorumuza resepsiyondaki görevlilerden biri, “Evet beyefendi odalarımızda su var’ diye Türkçe cevap veriyor. Adı Nubar’mış, dedeleri Eleşkirt’ten gelmiş, Türkçe’yi de aileden öğrenmiş.

“DOLAR ALMAYIZ” İNADI
Sabah 09.00’da Diran, otelin oda telefonunu çaldırıyor. Ve bizim için gün başlıyor. Elinde kabarık bir liste, “Bunların hepsiyle tek tek görüşeceğiz, acele edelim” diyor. İlk iş olarak araba kiralama servisine gidiyoruz. “O var mı? Bu evrak nerede? Parayı kim ödeyecek? Arabayı kim kullanacak? Aracınız dizel ha! Otomatik vites unutmayın...” uyarılarıyla 20 dakika kaybediyoruz. Tam sıra para ödemeye geliyor, bu defa da “Biz dolar almayız” diyor kadın görevli. Kartla ödeyelim teklifimize “Amerikan Express de olmaz, illa Dram (Ermeni parası) olacak” diyor. Bizim için de “dram” başlıyor. Şakır şakır yağmur altında parayı nerede bozduracağız be kadın? El mahkum bulacağız artık. O dükkan senin bu market benim, nihayet bir elektronik eşya dükkanında derdimiz çözülüyor. Parayı ödüyoruz. “Hadi arabayı verin gidelim!” Ne kolay! “Far buradan yanıyor, silecek şuradan çalışıyor, bu vites bu ayna!..” “Bu da direksiyon mu?” diye soruyoruz. Adam uyanık “kaptınız bu işi” diyor!..

YENİ BİR KRİZ ÇIKACAKTI!
‘Jeep’in koltuğuna oturmamızla trafik polisi ensemizde bitiyor.
- Işıkta geçtin, ver ehliyeti.
- Hangi ışıkta geçtim?
- Kırmızıda geçtin.
- Ne kırmızısı kardeşim sarıydı bir kere...
Yeni bir Türk Ermeni krizi daha çıkacak ki araya Diran giriyor: “Memur bey onlar gazeteci. Türkiye’den geldiler” diyor. “Arkadaşlar kimliklerinizi gösterin” diyerek bizi de ikaz ediyor. İş tatlıya bağlanıyor.

VANLILAR DERNEĞİ
“Eeee Diran, yok mu şöyle Türkiye’den gelip burada yaşayan bir iki adam?” diyoruz. Diran, James Bond çantasını açıyor ve bir koçan evrak çıkarıyor. Karıştırıyor, karıştırıyor “Bu numarayı bir arayalım” diyor. Episkopos Sahag Masalian’ı arıyor. “Ayoo Diran” diye başlayan konuşması “Mersi” diye bitiyor. Bize dönüp, “Amcası ölmüş iki gün aramayacakmışız” diyor. Sonra “Sizi Vanlılar Derneği’ne götüreyim” diyor ve bir iki numara çeviriyor, Ermenice bir şeyler konuşuyor. “Haydiii gidiyoruz” diyor ve buluşma adresi olarak opera binasındayız.

Koltuğunun altında dosyalar olan 70 - 80 yaşlarında bir adam kırık Türkçe ile “Hoş geldiniz” diyerek bizi karşılıyor. “Ben Vanlıyım biliyor musunuz?” diyor. “Yaa öyle mi, neresinden?” diye başlayan sohbetimiz uzadıkça uzuyor. Vanlıların Erivan’da kurduğu derneğin başkanı Ramik Honvanyan... O da soykırım iddialarına inananlardan. Ama konuşurken zaman zaman duygulanan Honvanyan, “Ben buraya ait değilim.

Ermenistan’da ne işim var? Ben buranın insanı bile değilim. Burada garip kaldım. Bana babamın Van’daki topraklarından sadece bir ev yapacak kadar yer versinler, buradaki her şeyimi bırakırım. Türkiye’ye gider Türk vatandaşı da olurum. Ne olur bu isteğimi yerine getirin. Ben Erivan’da ölmek istemiyorum. Türkiye’de ölmek istiyorum. Acaba Türkiye bunu kabul edecek mi? Hep merakla bekleyeceğim” diyor.

TAZMİNAT HAYALLERİ
Ermeni iddialarına dayanak olarak Aksa Sigorta kayıtlarının bir örneğini gösteren Honvanyan, “Tehcir sırasında ölen veya öldürülenlerle ilgili belgelerde dedemin ve babamın isimlerini de kayıtlarda buldum. Aksa Sigorta’nın mağdurlar listesinde de isimleri var. Ancak yaptığım sayısız başvurulara rağmen bize tek kuruş tazminat ödemediler. Bunlar da bizi oyalıyor. Zaten şu ana kadar daha bir kişinin bile tazminat aldığını görmedim” diye dert yanıyor. Honvanyan tazminatı almaları halinde oğlunun bu parayla Van Edremit’teki bir kiliseyi onaracağını söylüyor.

Görüşme sonrasında opera binasından ayrılırken, Ramik Honvanyan ve Aida Banıryan dışarıya kadar bizi uğurlayıp, “Tekrar hoş geldiniz, ayağınıza sağlık” diyerek gözden kaybolana kadar el sallıyorlar.

ERİVAN’DAN AĞRI DAĞI
Zirvesi 4 mevsim boyunca erimeyen kar ve buzulla kaplı Ağrı Dağı, Türkiye’nin doğu ucunda, Doğubeyazıt’ta yer almakta. Ermenistan’ın da 32 km güneyinde bulunan dağa Erivan tarafından bakıldığında Hor Virap Kilisesi de görünmekte...

Erivan’ın “en”leri
- Gençler için en ideal dil Türkçe.
- En büyük düşman Azerbaycan.
- Muhtemel dost Türkiye.
- Yasak kelime Karabağ.
- En sevilen lider Sarkozy.
- En büyük hayal Batı Ermenistan (Doğu Anadolu).
- En büyük korku sınır kapısının açılmaması.
- En çok seyredilen yer Ağrı Dağı (Ararat).
- En çok nefret edilen isim Yusuf Halaçoğlu.
- En karışık isim Obama.
- En sevilen sanatçı İbrahim Tatlıses, en sevilen grup Mor ve Ötesi...
- En çok sevilen yemek İskender.
- En çok seyredilen Türk televizyon kanalı TRT 1.

84 yaşındaki Aida Banıryan (Peynircioğlu)

“Babamın altınları Van’da”
Vanlı Ermeniler Derneği’nin Başkan Yardımcısı 84 yaşındaki Aida Banıryan (Peynircioğlu) şunları söylüyor: “O olaylar olmasaydı ben Van’da dünyaya gelecektim. Babam da annem de Vanlı. Babam yedi dil bilen, Amerika’da eğitim görmüş saygın bir kişiydi 1912 yılında Türkiye’ye döndüğünde Van şehir merkezine yerleşmiş. Gidip o evi de buldum. Kalıntıları da duruyordu. Oralara gitmeyi çok istiyorum. Çünkü ben oraya aitim. Tehcir sırasında Iğdır Valisi, babamı kendi elleriyle sınıra kadar getirmiş. Babam altınları da Van’daki evimizde bırakmış, her şeyini orada bırakmış.

Bugüne kadar babamın evine 7 defa gittim. Son gittiğimde evin her tarafının delik deşik olduğunu gördüm. Muhtemelen babamın altınları da gitmiştir. Babamdan ayrıldıktan sonra Muradiye’ye yerleştik. Yedi kilisenin olduğu yerde 120 hektar toprağım var. Bakın elimde Osmanlı tapusu da var, üstelik orijinal. Artık ne olmuşsa olmuş, acıları elbette unutamayız ama memleketimde yaşamak istiyorum. Biz her şeyimizi oraya vermişiz. 80. yaş günümü Van’daki Akdamar Kilisesi’nde kutladım.

Artık iyice yaşlandım. Oraya her gidişimde ‘acaba bir daha görebilecek miyim’ diye üzüntü içinde dönüyorum. Ne olur bana son nefesimi, anne babamın doğduğu topraklarda vermem için yardım etsinler. Bütün dileğim ve son arzum budur...”

23 Nisan 2010 Cuma

“ERMENİLERİN TOPRAK TALEBİ YOK”

ABD BAŞKANI OBAMA SOYKIRIM DEMEYECEK

Amerika’da doğup büyüyen Giragosian ile Zeytun’daki ofisinde görüşüyoruz. Ermeni asıllı Amerikan vatandaşı olan Giragosian; Amerika, Türkiye, AB ve diğer ülkelerle ilişkilerde kilit rol oynuyor. İstanbul ve Ankara’daki önemli isimlerle sürekli temas halinde. “Yarın Obama soykırım kelimesini kullanacak mı?” diye soruyoruz, cevabı manidar: “Amerika kendi işlerini yürütür. Ben Obama’nın şu anda soykırım kelimesini kullanmayacağını düşünüyorum!”

FİLİSTİNLİ DEĞİLİZ
Ermeni Ulusal Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Richard Giragosian, “Türkiye’den toprak talebimiz yok. Çünkü biz Filistinli değiliz. Türkiye’de göçmen kamplarımız yok” diyor

TANIYORSAK EĞER!..
Savunma Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Vahram Ter Matevosyan, “Türkiye’yi tanıyacağız. Bu, ‘toprak talebimiz de yok’ demektir” şeklinde konuşuyor

Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin yoluna girmesi için her iki toplumdan da “think thank” yapan isimler var. Onlardan biri Ermeni Ulusal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Richard Giragosian. Türkiye’nin attığı son adımları meselenin çözümü için umut verici bulan Giragosian, “Özellikle Washington’daki toplantılardan sonra yaşanan gelişmeler hepimizi heyecanlandırdı. Normalleşme sürecinin ne zaman sonuç vereceği önümüzdeki yıl Türkiye’de yapılacak seçimlerin sonucuna bağlı” diyor.

DİĞER ÜLKELER İŞİNE BAKSIN
Konuşmalarında oldukça samimi davranan, Ermenistan’ın Türkiye ile anlaşmaktan başka yolunun olmadığını öne süren Giragosian’a , “Türkiye ile ilgili karar alan yabancı ülke parlamentolarına karşı niye tavır almıyorsunuz?” diye soruyoruz. Giragosian, “Türkiye ve Ermenistan dışındaki ülkelerin parlamentolarında alınan tasarılarıyla bu mesele çözülemez. Bu tasarılar Ermenistan hükümetinin çalışmalarının ürünü değil. Daha çok Ermeni Diasporası’nın işi. Türkiye’yi suçlayarak, köşeye sıkıştırmak isteyen Avrupa ülkelerinin yaptığı bir hamle. Türkiye’yi cezalandırmak istiyorlar. Bunun ülkelerimize yarardan çok zarar getirdiği ortada. Soykırım iddialarının çözüm yeri üçüncü ülke parlamentoları değil. Meselenin çözümü Türkiye’nin kendi içinde olmalı.”

ÇÖZÜM ARENASI TÜRKİYE
Giragosian, Türkiye’nin “tarih komisyonu” teklifine sıcak bakıyor ve ekliyor; “Bu inceleme tek başına meseleyi çözmede yeterli olmaz. Öncelikle geleceğe bakmamız gerek. Türkiye-Suriye örneğine baktığımızda geçmişe değil, geleceğe yönelik adımlar atıldığını görüyoruz. 1915 konusu tabii ki önemlidir. Fakat bizim için tek önemli konu bu değildir. Kurulması öngörülen komisyon, 1915 sonrasıyla da ilgilenmeli, normalleşme sürecine katkı sağlamayı amaç edinmelidir.”

KAFALARDAKİ SINIR AÇILDI
İki ülke arasındaki problemlerin çözümünü güven esasına dayandıran Giragosian, “Bunu da yapmaya başladık. Benim Türkiye’ye gitmem, sizin buraya gelmeniz, birbirimizi yeniden tanımaya, anlamaya başladığımızın göstergesidir. Sınırlar fiilen kapalı olsa da kafalardaki sınırlar açılmış durumda. Birbirimizle sınır ötesinden konuşmak yerine artık doğrudan konuşuyoruz. Hükümetlerden çok, halkaların konuşup birbirini anlaması aşamasına geldik. Halklar bu konuda henüz hazır değil. Bu noktada daha çok Türk ve Ermeni hükümetlerini yetersiz buluyorum. Çünkü her iki taraf da halklarını bu sürece hazırlamak için gerekli çabayı göstermiyor. Bu sebeple sivil toplum kuruluşları ve gazetecilerin ilişkileri daha önemli. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa bir cumhurbaşkanı, Sayın Abdullah Gül, Ermenistan’a geldi. Bu, ilişkilerin normale dönme sürecini teşvik etti. Gül’ün Ermenistan’da ağırlanış biçimi de havayı yumuşattı. Gül’ün ziyaretinin ardından Ermenistan Başbakanı, Türkiye Başbakanı ile görüştü.”

HRANT DİNK FAKTÖRÜ
Kamuoyunun çok önemli bir ayrıntıyı atladığına işaret eden Giragosian önemli mesajlar veriyor: “Hrant Dink, ölümüyle, hayattayken yaptığının daha fazlasını yaptı. O’nun ölümüyle başlayan yolda beraberce yürüyoruz. Bu olayın ardından iki tarafın ne kadar ilerleme kaydettiği ortada. Geleceğe eskisinden çok daha olumlu bakıyorum. Mesele Türkiye ile Ermenistan arasındadır. Azerbaycan ve Türkiye arasında değil.”

Üçüncü ülkelerin süreci baltalamak istediğine dikkat çeken Giragosian, “Bu çok doğaldır. Türkiye’nin Ermenistan’la ilişki kurmak istemesi, Ermenistan’la ilgilendiğinin göstergesidir. Ermenistan hükümeti de şu anda diaspora için değil, Ermenistan için bir şeyler yapmaya çalışıyor. Üzücü bir gerçek var ki, Ermeni-Türk diyaloğunun çok az olması. Bu yüzden birbirimizin elini tutmak için İsviçre’ye muhtaç olduk. Yine aynı nedenle Washington’da bir araya geldik, kendi ülkelerimizde toplanamadık. Bu da problemin çözümünün zor olduğunu gösteriyor.”

TOPRAK TALEBİ GEREKSİZ
Giragosian, Ermenistan’ın Türkiye’den toprak talep etmesinden çok ticari ilişkilere önem vermesi gerektiğini savunuyor: “Diplomatik ilişkiler kurulması ve sınırların açılmasıyla zaten topraklar birleşecek. Bu, Türkiye için her hangi bir tehlike oluşturmaz. Sınırların açılmasıyla doğuda ticaret canlanacak. Ben halkın toprak talebi olduğunu düşünmüyorum. Problem Ermenistan’ın içinde değil, dışındadır. Ben olaylara daha gerçekçi bakıyorum. Çünkü biz Filistinli değiliz, Ermeni’yiz. Bizim Türkiye’de göçmen kamplarımız yok, demografik açıdan da Türkiye’de bir Ermeni toplumu yok. Bu da toprak talebinin inandırıcılığını ortadan kaldırıyor. Türkiye’nin doğusundaki ‘Batı Ermenistan süreci’ tarihîdir, bugünle ilgisi yok. Bu benim açımdan güçlü ve gerçekçi bir talep değil.”

BARIŞ EN İYİ YOLDUR
Onların tek beklentisi sınırların açılmasıyla birlikte iş imkânına kavuşmaları. Turist rehberliği yapan 36 yaşındaki Samson Harutyunyan, “Türkiye’yi hep merak ediyorum. Sınırlar açılırsa babamın doğduğu toprakları çok arzuluyorum. Barış bizim için en iyi yoldur” diyor.

DOSTUZ DEĞİL Mİ?
Vahram, sohbetimizin sonunda “Boş verin bunları, gidip keyfimize bakalım diyor” ve Erivan’ın gözde mekanlarına götürüyor bizi... Ara ara gülüp “Dostuz değil mi?” diyerek gönlümüzü almaya çalışıyor. Türkiye-Ermenistan arasındaki gel-gitlerden bir örnek sergiliyor!

‘KARABAĞ demeyeceksiniz!’
Ermenistan Savunma Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Vahram H. Ter Matevosyan ile sohbetimiz gergin başlıyor. “Sorularınızda kesinlikle Karabağ hakkında bir şey sormayacaksınız?” diyor. Karabağ konusundaki tedirginliğinin sebebini soruyoruz. “Karabağ meselesi İsviçre’deki protokollerde bile yoktu. Ama başbakanınız bu meseleyi getirip Ermenistan protokollerinin önünde engel olarak gösteriyor. Siz de aynı yoldan gidiyorsunuz. Bu meseleyi lütfen açmayalım” diyor. Israrlı sorularımız üzerine, “Karabağ, kanunlarla belirlenmiş ayrı bir devlettir. Bizim burası üzerinde fikir beyan etme hakkımız yoktur” diye kestirip atıyor. “Karabağ ayrı bir devlet ise, siz bu ülkeyi tanıdınız mı?” sorumuz üzerine de , “Bölgesel barış için şimdilik tanımadık. Yeri geldiğinde tanıyacağız. Peki KKTC’yi kim tanıdı?” diyor. KKTC’yi tanıyan ülkeleri sıralayınca geriliyor ve “Böyle bir tavır olamaz, bu röportaj biter” diyerek tepkisini sürdürüyor. Telkinimiz üzerine elimizi sıkıyor, “Baştan başlayalım” diyor ve devam ediyor:

“Bir Türkolog olarak protokollerin gereğinin yerine getirilmesini istiyorum. Ermeni halkı protokollere Karabağ meselesinin karıştırılmasından rahatsız. Erdoğan tarafından öne sürülen ön şartların başında, Ermenilerin Karabağ’dan çekilmesi geliyor. Buna rağmen Türkiye’nin olumlu süreci devam ettirmesinden yanayız. Komplekslerimizi bir kenara bırakıp iki ülkenin yararına çalışmamız gerektiğine inanıyorum. Washington’da imzalanan protokoller çerçevesinde Ermenistan üzerine düşeni yapmaya hazır. Hükümetimiz, Türkiye ile Ermenistan’ın birbirini karşılıklı tanımasını vaat etmektedir. Ermenistan soykırım meselesinin çözümü için Türkiye’nin istediği tarih komisyonunun kurulması için de hazır. Toprak talebi, halkın isteği.

Protokollerde Türkiye’yi tanıyacağız diyoruz. Eğer bir ülkeyi resmi olarak tanıyorsan, zaten o ülkeden toprak talebin yok demektir. Bu uluslar arası hukuk kuralıdır. Türk ve Ermeni toplumları birbirlerine yakınlaşmışlardır. İki toplumun birbirini daha iyi tanıyabilmesi için sizin gibi gazeteciler ve Ermenistan’a gelen bilim adamlarının desteğine ihtiyacımız var. Bu fırsatı elimizden kaçırmamalıyız.”

HOCALI’YA GİRDİK

KÜS KOMŞU ERMENİSTAN -3-
Osman Sağırlı ve Cemil Yıldız ERİVAN’da...

İŞTE KARABAĞ
Karabağ’ın en büyük şehri Stepanekert’in merkezindeyiz. Her yer oldukça sakin. Hatta ortalık kasvet yüklü..

İLK ADIMDA TUTUKLANDIK
Ermeni işgâli altındaki Dağlık Karabağ’da, giriş iznimiz olmasına rağmen Hocalı’ya adım atar atmaz tutuklanıp yaklaşık 2.5 saat sorgulandık...

YASAK BÖLGEYE GİRMİŞİZ...
Tutuklanma gerekçemiz ‘yasak bölgeye giriş’ şeklinde açıklandı. “Bizi ne kadar uzun tutarsanız o kadar büyük haber olur” deyince de serbest bırakıldık...

HER YERDE SÖZDE SOYKIRIM AFİŞLERİ
1915 yılında yaşanan tehcir ve tutuklamaların soykırım olduğu iddialarından bir türlü vazgeçmeyen Ermenistan, bu yönde hem içeride hem dışarıda büyük bir propaganda yürütüyor. Sözde soykırımın 95. yılını anma etkinliklerinin yapılacağı ülkede, cadde ve sokaklara asılan afişlerde de, yaşanan olayların kendileri açısından soykırım olduğu iddiaları ısrarla tekrarlanıyor.

GÖZLEMCİ TEKLİFİ
Dağlık Karabağ Seçim Kurulu Başkanı Sergey Nasibyan, 23 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin son derece demokratik bir havada geçeceğini söylüyor. Azerilerin de seçimlere katılacağını belirten Nasibyan, bize “Gelin siz de gözlemci olun” teklifinde bulunuyor.

Ermenistan’da cadde ve sokaklara asılan afişlerle, 1915 yılındaki tehcir ve tutuklamalar soykırım gibi gösteriliyor. Erivan halkı ve bütün Ermenistan sözde soykırımın 95. yılı anma etkinliklerine kilitlenmiş. Bizim hedefimizse ne yapıp edip, BM Güvenlik Konseyi kararıyla da Ermenilerin işgalci kabul edildiği, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini tıkayan, ayrı bir devlet gibi yönetilen Dağlık Karabağ’a gitmek. Rehberimiz Diran’a mutlaka bölgeye gitmek istediğimizi söylüyoruz ve sabah soluğu Erivan’daki Karabağ temsilciliğinde alıyoruz.

PROSEDÜR BÖYLEYMİŞ
Türkiye’deyken istenilen evrakları tek tek gönderdiğimiz için rahatız ama Karabağ Temsilcisi bir sürpriz yapıp, “Beyler ne yazık ki gidemiyorsunuz. Çünkü sizin ülkenizden Karabağ’a mail gitmemiş” diyor. Ona kalırsa işlemlerin sil baştan yapılması gerekiyor. Üstelik de 10 gün sonrası için süre veriyor. Biz de gitmekten vazgeçtiğimizi ancak kendilerinin resmî bir yazıyla bu topraklara girememe sebebini antetli bir kağıda yazmalarını istiyoruz.

BM’YE AKREDİTEYİZ KARDEŞİM!
Hattâ Karabağ’la ilgili her türlü yazılı bilgiye inanmak durumunda kalacağımız, böyle davranarak da kendilerinin bu tezleri kabul etmiş olduğu yönündeki sözlerimiz üzerine bayan temsilci, “Hayır asla böyle bir şey yok. Aksine orada savaş var. Bunun için prosedür uyguluyoruz” diyor. Gazetecilerin savaş esnasında da görev yapabildikleri hele hele böyle bir durum varsa bölgeye bir an önce gitmemiz gerektiği, aksi takdirde BM’ye akredite gazeteciler olarak, durumu ilgili yerlere rapor edeceğimizi söyleyince, temsilcinin tavrı değişiyor. Bizi nazikçe 5 dakikalığına dışarı alıyorlar. Tekrar odaya girdiğimizde ise prosedürden eser kalmamış. “Sizi incitmek istemedik, vizelerinizi pasaporta yapıştırmamızı mı istersiniz? Yoksa ayrı mı almak istersiniz?” diye sorup uğurluyor.

SİZİ BURAYA BEKLİYORUZ
Ertesi gün yola çıkıyoruz. Saatimiz 15:00’i gösterdiğinde Karabağ sınırına ulaşıyoruz. Polis izin belgesi ve pasaportlarımızı inceliyor, vizemizi kontrol edip, iki Türk Karabağ’a acaba niye gelmiş düşüncesiyle yarım saat oyalanıyor. Ardından da telefonla isimlerimizi bir yere veriyor. Eski ismi Hankendi olan Stepanekert’e kadar bir saat daha yol gidiyoruz. Yol boyunca terkedilmiş evlerde kurşun izleri duruyor. Ortalık kasvet yüklü. Dışişlerinden telefonla arıyor, “Sizi buraya bekliyoruz” diye ikaz ediyorlar. Tipik demirperde politikası...

TELEFON BİLE PASAPORTLA
Dışişlerinde önümüze tekrar bir koçan evrak koyuyorlar, “Bunları dolduracaksınız” diyorlar. Erivan’daki belgelerin aynısı. Bunları bir daha doldurmayız deyince, “O başka bu başka” diye çıkışıyorlar. Yetkili kim varsa görüşmek istiyoruz talebimiz üzerine telefon trafiği başlıyor ama hepsi 23 Mayıs’ta yapılacak seçimler için yollara düşmüş. “Biz size birkaç gün içinde döneriz” deyip baştan savıyorlar. Karabağ’dayız demek için telefona sarılıyoruz. Ne mümkün? Erivan’da aldığımız yerel hat burada çalışmıyor. Adamlar Karabağ’ı Ermenistan’dan ayrı bir devletmiş gibi göstermek için ellerinden geleni yapıyor. Yeni bir hat almak için girdiğimiz postanede bile, pasaport kontrolü yapılıyor, işimizi yarım saatte zar zor halledebiliyoruz.

BİZ UYANDIK BİLGİNİZE
Sabah ilk iş yine dışişlerini aramak oluyor. Sokaklara çıkacağız, bilginiz olsun diyoruz. Şehrin dışına doğru biraz açılınca arkamızda siyah camlı bir Mercedes beliriyor. Adım adım bizi takip ediyor. İvanyan diye bir bölgeye giriyoruz. Mercedes de bir benzinliğe yanaşıp duruyor. Yıkık evlerin önünden dönerken bu defa da bir BMW ensemizde bitiyor. Stepanakert’in girişinde polis otosu yolu kesip bizi durduruyor ve bir anda 7-8 araba etrafımızı sarıyor. Sivil ekipler, üniformalılar aracın dört bir yanına geçiyor. Önce Diran’ı aşağı indiriyorlar. Ermenice konuşuyorlar, ortalık geriliyor. Üzerimizdeki evraklara el koyuyor, telefonla da bir yerlere bilgi veriyorlar. 40 dakika sonra da “bizi takip edin” diyerek bilinmeyen bir yere doğru hareket ediyorlar.

ÇAY OLMADAN SORGU OLMAZ
Stepanakert’ten oldukça uzaklaşıyor, Askeran’da bir binaya geliyoruz. Burada resmî polisler tarafından ablukaya alınıp kilitli bir kapıdan içeri sokuluyoruz. Tipik bir sorgu odası. Mercedes’i kullanan iki şahısla baş başa kalıyoruz. “Burada ne işiniz var?” sözleriyle sorgu başlıyor. “Yasal olmayan ne?” sorumuzu, “Bu bölgeye giremezsiniz” diye cevaplıyorlar. İş uzayacak belli. Çay olmadan sohbet olmaz sözümüz üzerine bir demlik çay yapıp getiriyorlar. Ortada sertlik yok ancak evraklarımızdan da eser yok. Sonradan öğreniyoruz ki İvanyan (Hocalı) yasak bölgeymiş. Sağı solu arayıp durumumuzdan haberdar ediyoruz. Saatler geçiyor, Erivan’daki dostumuz Vahram arıyor. Durumumuzu anlatıyoruz, görevlileri telefona istiyor. 10 dakika da onu telefonda sorguluyorlar.

KGB FİLMLERİNDEKİ GİBİ
Ortam gerginliğini koruyor. Gazeteden dışişlerinin devrede olduğu bilgisi veriliyor. Görevlilere, dünyanın birçok ülkesinde görev yaptığımızı ama böyle bir şey yaşamadığımızı söylüyoruz. “Biz yabancıların buralara girmesini istemiyoruz” diyorlar. “Burada yabancıların görmesini istemediğiniz ne var” sorumuz üzerine ortalık buz gibi oluyor. Görevlilerden biri, “Demek ki yarın bütün ajanslarda haber olacaksınız öyle mi?” sözleriyle ortamı yumuşatmaya çalışıyor. Biz de ne kadar uzun tutarsanız o kadar büyük haber olacak ve siz de bu durumdan rahatsız olacaksınız diyoruz. Sonra, Karabağ’ı anlatan bir propaganda başlıyor. Herkesin özgür olduğu, insanların rahatsız edilmediğini anlatıyor. İkibuçuk saatin sonunda da , “Biz işimizi yaptık siz de yapabilirsiniz” diyerek bizi bırakıyorlar. Tekrar tepanakert’e dönüyoruz ama yine siyah camlı arabalar yola sağlı sollu park etmiş. KGB filmlerinde başrol oynuyoruz sanki. Şehirde röportajlar yapıyoruz. Gittiğimiz her yer kalabalıklaşıyor. Yok burada çalışamayacağız...

BURADA ALTIN VAR
Ardından bir devlet yayını olan Azat Artshak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Leonid Martizosyan’la randevulaşıyoruz. Her Karabağlı gibi o da ülkenin huzur ve rafahından dem vuruyor. Sözü döndürüp dolaştırıp “biz ayrı bir devletiz” noktasına getiriyor. “Ermenistan bile sizi tanımıyor, biz nasıl inanabiliriz” deyince,

“Biz kendi kendine ayakta duran bir ülkeyiz. Ayrı gelirimiz ve ayrı ekonomimiz var” diyor. Yolları dahi sponsorlarla yapılan bir bölge için bu söz biraz abartılı geliyor, ama o ısrarlı, “Ülkemizde madenlerimiz var. Çok iyi altın rezervlerimiz var.” Bu sözler Hocalı’da, Gence’de, Şuşa’da, Ağdam’da insanların niye birbirini kırdıklarını ve Karabağ’ın içinde bulunduğu durumu aslında çok iyi özetliyor.

Stepanakert’e veda ediyor ve Şuşa’ya geçiyoruz. Hava kararmak üzereyken de sınıra varıyoruz. Böylelikle hem arkamızdaki garibanları teyakkuz durumundan kurtarıyor hem de mesleğimizi daha özgür bir şekilde yapabileceğimiz Erivan’a gece geç saatlerde de olsa ulaşıyoruz.

HAYALET ŞEHİR ŞUŞA
Bir zamanlar Azerilerin yoğunlukta olduğu Şuşa, yıkık minareleri ve terk edilmiş evleriyle artık harabe bir şehir...

Ermeni annenin dostluk çağrısı

KÜS KOMŞU ERMENİSTAN - 4. BÖLÜM
Osman Sağırlı ve Cemil Yıldız ERİVAN’da...

KAN AKMASIN
67 yaşındaki Keyti Kundakçıyan aradan geçen 95 yılın anlamını “Oğlumu Karabağ’daki savaşta kaybettim, ama Türk anasının gözünden yaş dökülsün istemem” diye özetledi

KOMŞU GİBİ YAŞAMALIYIZ
Türkçe-Ermenice konuşma kılavuzu hazırladım. Bunu halkların kaynaşması için yaptım. Komşu gibi yaşamak zorundayız. Bunun dışında başka çaremiz yok...

TÜRKİYE’DE YAŞAMAK İSTİYORUM
Türkiye’nin her şeye rağmen Ermenistan’la ilişkileri sürdürmeye devam etmesinden yana olduğunu belirten Cumhuriyetçi Parti Genel Başkan Yardımcısı Razmig Zohrabyan, “Dedemin Muş’taki köyüne her gidişimde çok duygulandım. Ben Türkiye’de yaşamak isterim. Ancak her Ermeni’nin bunu arzuladığını zannetmiyorum” dedi.

SÖZLÜK HAZIRLAMIŞ
Ailesiyle birlikte 1946 yılında Halep’ten Erivan’a gelen Keyti Kundakçıyan, Türkçe’yi çok düzgün konuşabiliyor. Kundakçıyan, iki ülke halkının yakınlaşmasını sağlamak için 20 bin kelimelik Türkçe-Ermenice sözlük hazırlamış.

Erivan’da 1915 olaylarının yıl dönümü dolayısıyla anma törenleri yapılırken siyasilerin nabzını tutuyoruz. İlk durağımız Ermenistan Cumhuriyetçi Parti Genel Merkezi. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’dan sonra partinin en etkili ismi genel başkan yardımcısı Razmig Zohrabyan’ın makamındayız. Zohrabyan’a Türkiye’den geldiğimizi söylüyoruz, nazik tavırlar sergiliyor. Çay kahve ikramıyla sohbete başlıyoruz. Dedesinin Muş’un Yoncalık köyünden olduğunu, burayı üç defa ziyaret ettiğini söylüyor: “Dedemin köyüne her gidişimde çok duygulandım. Ben Türkiye’de yaşamak isterim. Ancak her Ermeni’nin bunu arzuladığını zannetmiyorum. Mesela diaspora Ermenileri Avrupa’da lüks hayata alıştıkları için Anadolu’ya dönmezler.”

BİZ ZATEN DONDURMUŞTUK
Ermenistan Türkiye ilişkilerinin kesintiye uğramasında Cumhuriyetçi Partinin tavırlarının etkili olduğunu hatırlatıp sebibini soruyoruz. Zohrabyan resmileşiyor: “Süreç baştan beri doğru yolda ilerlemiyordu. Ermenistan, Türkiye sınırının açılmasını, diplomatik ilişkileri güçlendirmeyi istiyordu. Fakat Türkiye bütün hesaplarını soykırımı tanımama ve Karabağ problemini çözme üzerine yapmıştı. Bu da ilişkilerin normale dönme ihtimalini zayıflattığı için, protokolleri dondurma kararını Washington sürecinden önce almıştık “ diyor. Zohrabyan, Ermenistan’ın Kafkasya’da barışın hakim olmasını arzuladığını vurguluyor: “Bu barış ortamında iki komşu ülke olarak el ele verelim istedik. Fakat ön şartları ve baskıları halkımız kabul edemez. Bölgesel ortak çıkarları olan iki halk neden ön şartlarla ileri gitmeye çalışıyor, bunu anlayamıyorum. Bu şartlar zamana bırakılarak, olumlu hava devam ettirilebilirdi.”

ERDOĞAN İÇERİYİ MEMNUN ETTİ
Olumlu gidişin kesintiye uğramasında Erdoğan’ın etkili olduğunu söyleyen Zohrabyan, “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan’a yaklaşımı çok iyiydi. O her platformda barışın hakim olmasını dile getiriyordu. Ancak Başbakan Erdoğan’ın başka planları var. İçeriye yönelik açıklamalar yaptı, hem de kardeş ülke dediği Azerbaycan’ın sırtını sıvazladı. Erdoğan bunu yapmayıp soykırımı tanıma yolunda adımlar atsaydı içeride problemleri çözebilecek tek adam olacaktı. Erdoğan Karabağ çözülmeden sınırları açmamakta kararlı gözüküyor. Ancak Türkiye’nin Karabağ konusunda yapacağı bir şey yok. Çünkü Türkiye’nin bu konudaki tavırları belli” şeklinde konuşuyor. Türkiye’nin her şeye rağmen Ermenistan’la ilişkileri sürdürmeye devam etmesinden yana olduğunu belirten Zohrabyan, “Hiçbir ön şart öne sürmeden sınırlar açılmalı.

Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’a nasıl sınırları açtıysa, bunu Ermenistan için de yapmalı. Bu ilişkilerin önünü tıkayan bir engel olmaktan çıkarılmalıdır. Zaten ne Ermenistan devletinin ne de parti olarak bizim toprak talebimiz olamaz” diye konuşuyor.

DEDEM ELEŞKİRT’TE NİYE YAŞAMIYOR?
Ermenistan’ın ikinci büyük partisi Ermenistan Devrimci Federasyonu (Taşnak Sütyun Partisi) Merkez Büro Üyesi David Lokyan ise, çözümün iki toplumun birbirini daha yakından tanımasından geçtiğine inanıyor: “Benim dedem önce Eleşkirt’ten Erzurum’a daha sonra tehcir sırasında Gürcistan’a gitmiş. Türkiye’ye hiç gitmedim ama uluslararası toplantılarda Türk devlet görevlileriyle görüştüm. Zaten çözüm insani ve ticari ilişkilerin güçlenmesidir. Fakat bu sürecin önünü şu soru tıkamaktadır, ‘Neden benim dedem Eleşkirt’te yaşamıyor?’ Bu sorunun cevabını aramak lazım. Türkiye ve Ermenistan korkularıyla yüzleşmeli. Gerçekler her iki ülkenin arşivleri de açılarak ortaya çıkarılmalı. Bu iki halk arasındaki problemi çözmek için en doğru yoldur.”

BİZ DE ÖLDÜRDÜK
1915 yılındaki tehcirin Taşnak Çeteleri’nin Türk ordularına saldırması sebebiyle gerçekleştiğini bunun Türk arşivlerinde yer aldığını söyleyince, Lokyan sinirleniyor, sesi yükseliyor. Taşnaktsutyun Partisi’nin bu olaylardan çok sonra kurulduğunu söyleyerek savunmaya geçiyor. Ermeni çetelerin 450 bin Türk’ü katlettiğini bunun da belgelerle ortaya çıkarıldığını anlatınca, Kendine göre savunmaya geçiyor; “Yani Ermeniler ölürken biz elimiz kolumuz bağlı öylece bekleyecek miydik? Tabii ki köylerimizi savunmak için silahlı mücadele verdik. Siz göçe zorlanan 1.5 milyon insanın daha kırıma uğramasını mı istiyordunuz? Biz de topraklarımız için savaştık, her iki taraftan binlerce insan öldü. Ama söylediğiniz rakamlar hiç inandırıcı değil” diyor. Kendi rakamlarının da inandırıcı olmadığını bununla arşivlerle ortaya çıkmasını Türkiye’nin herkesten daha çok istediğini söylüyoruz. Bunun Ermenistan hükümetinin meselesi olduğunu anlatıp sessiz kalıyor.

EŞEK HESABIYLA HASANBEYLİ
Ermenistan’da siyasiler farklı hesapların peşinde ama acıları yaşayanlar onlar gibi düşünmüyor. Ailesiyle birlikte 1946 yılında Halep’ten Erivan’a gelen 67 yaşındaki Keyti Kundakçıyan, anne babasının Halep’e göç etmeden önce, Osmaniye ile İslahiye arasındaki Hasanbeyli’de yaşadığını söylüyor. Türkçe’yi çok iyi konuşan Kundakçıyan’a Hasanbeyli’nin nereye bağlı olduğunu soruyoruz, O da kendince cevap veriyor: “Bak şimdi Maraş’tan eşekle gidersen 6 saat tutarmış. Ben oraya hiç gitmedim. Eskilerin sözüdür bunlar, ne bileyim işte duyduğumu söylüyorum.”

KOMŞUYUZ, BARIŞMALIYIZ
Kundakçıyan, anne babasından yaşadıklarını dinlediğini ama bu meseleyi açmak istemediğini söylüyor. “Eminim ki söylediklerim sizi incitir. O yüzden sizi incitmek istemiyorum. Ne olmuş olmuş. Şimdi dost olmak lazım. Acı varsa herkes içine atmalı” diyor. Dedesinin Diyarbakır’da büyük bir kahya olduğunu anlatan Keyti, “onun bir katırı varmış. Fesinin dingirini bağlamazmış, o dingir böyle gidip gelir sallanırmış onun için adını Dingirmanik koymuşlar. Babamdan taraf dedem Kundakçı Samir de doktormuş. Avrupalarda okumuş. 1915’de paşanın hanımının ayağı mı kırılmış kolu mu kırılmış o kadarını bilmiyorum, dedemi çağırmış, ‘Gavur lakabın nedir?” diye sormuş.

O da ‘Kundakçı Samir” demiş. İşte o dedem de olaylarda ölmüş. Ancak biz komşuyuz ister istemez barışla yaşayacağız.”

DOSTLUK İÇİN TÜRKÇE SÖZLÜK
Türkçe’yi ailesinden öğrendiğini söyleyen Kudakçıyan, “Bizde herkes yüksek tahsilliydi, Ermenice’den çok Türkçe konuşulurdu. Ben de onlardan öğrendim. Ermenice’yi daha sonra üniversitede yabancı diller bölümünde öğrendim. Ancak Türk dili üzerine de filoloji okudum. Bu konuda hayli birikim sahibi olduktan sonra Türkçe-Ermenice bir sözlük hazırladım. Türkçe’den Ermenice’ye önce 3 bin kelimeyle başladım, sonra 20 bin kelimeyi geçtim. Bunu bastırdım. Ayrıca Türkçe-Ermenice konuşma kılavuzu hazırladım. Bunu Türkiye- Ermenistan halklarının kaynaşması için yaptım. Atalarımızın işledikleri suçları bir kenara bırakıp, yeniden komşu gibi yaşamak zorundayız. Başka çaremiz yok” diye konuşuyor.

EVİMİ SATIP NEREYE GİDEYİM ?
Dedesinin evinin ayakta durduğunu kısmet olursa Hasanbeyli’ye gideceğini anlatan Kundakçıyan, “Hangi dinden olursak olalım, hepimiz tek Allah’a inanıyoruz. Komşumuzu seçme gibi bir şansımız da yok. Komşun kötüyse evini sat git diye bir söz var ama uluslararasında evini satıp gidemezsin. Umarım gelecek nesiller daha akıllı olur. Ermeniler de Türkler de akıllarını başlarını toplayacaklar ve anlayacaklar ki yeryüzünde iki çeşit insan var, iyiler ve kötüler. Bunların hangi milletten olduğu önemli değil. Üçüncü çeşit insan yoktur. Ben dedelerimin öldürüldüğünü inkar edemem, çünkü bunu unutamam. İstanbul’a çok gidip geldim. Orada çok Türk ve Azeri arkadaşlarım var. Türkler’e kinim yok. Mesela şu anda sizinle sohbet ediyoruz, rahat konuşabiliyoruz. Çünkü siz bana ben size bir kötülük yapmamışız. Bizim meselemiz sonunda çözülecek. Ben göremesem bile torunlarım görecek” diye konuşuyor.

Kimsenin YÜREĞİ yanmasın
Basit bir insan olduğunu politikadan anlamadığını vurgulayan Keyti Kundakçıyan, cevabını aradığı soruyu “Ben niye Halep’te doğdum? Bu olaylar olmasaydı Hasanbeyli’de doğacaktım” diye özetliyor. Türklerin Iğdır’da soykırım anıtı yapmasına tepki gösteren, Kundakçıyan “Biz vatan veya toprak istemiyoruz. Ben torunlarımızın rahat yaşamasını istiyorum. Benim televizyonum TRT. Haberleri oradan dinlerim. Ama şimdi televizyona bakamıyorum. Çünkü ben kadınım, anayım. Artık kavga istemiyorum. Bir tanecik oğlumu Karabağ’daki savaşta kaybettim. Bana şimdi bir çocuğu getirseler ‘bu Azerbaycanlıdır öldür’ deseler ben bunu kabul edemem. İstemem ki bir Türk anasının gözünden yaş dökülsün. Türkiye depreminde burada ne kadar gözyaşı döktüğümü yaradan biliyor” diyor.

Törende 1.5 milyon artı bir yazılı Hrant Dink posterleri açıldı.

ANITTA BİR ARAYA GELDİLER
200 Ermeni aydının 24 Nisan 1915’te tutuklanmasını sözde soykırımın başlangıcı olarak kabul eden Ermeniler sabahın erken saatlerinden itibaren Erivan’daki Dzidzernakabert Tepesindeki (Kırlangıç Kalesi) anıtta toplandı. 1967 yılından bu yana düzenlenen anma törenlerine dün de Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Başbakan Tigran Sarkisyan, Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan, Savunma Bakanı Seyran Ohanyan, Diaspora Bakanı Hranuş Hakobyan ve milletvekilleri ile çok sayıda Ermeni’nin katıldığı anma törenleri sırasında anıttaki ateşin etrafında toplanan Ermeniler; lale, gül ve karanfiller bırakarak hayatını kaybedenleri andı. Ermenistan Kilisesi dini önderi 2. Karekin tarafından düzenlenen ayinin ardından halk alandan ayrıldı. Tören sırasında Hrant Dink’in fotoğrafları ve 1915’i anlatan pankartlar dikkat çekti.

KÜS KOMŞU ERMENİSTAN -5-

SORU BİLE SORDURMADILAR
Ermenistan Ulusal Arşivleri Müdür Yardımcısı Prof. Sonya Mirzoyan, bizi karşılamak için aşağıya iniyor. İlgileneceğimiz bölümün ikinci katta olduğunu söyleyip takip etmemizi istiyor. Bir süre sonra da Müze Müdürü Amatuni Virabyan geliyor ve bize, “Buraya gelen ilk Türk gazeteciler sizlersiniz. Tebrik ederim” diyor. Daha sonra da otomatiğe bağlamış şekilde soru sormamıza bile fırsat vermeden aklındakileri sıralıyor. İyice dinledikten sonra belgelerin orijinallerini soruyoruz. Gerçek olduklarını söylüyorlar. Fakat tükenmez kalemin 1943’te kullanılmaya başladığını söylediğimizde hemen konuyu değiştiriyorlar.

İLK TÜRK GAZETECİLERİZ
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde sürekli olarak gündeme getirilen ve açılması istenen Ermeni Arşivleri’ne giren ilk gazete ‘Türkiye’ oldu. Ekibimiz birçok belgeyi görüntülemeyi başardı.

DİKKATİMİZDEN KAÇMADI
Belgeleri inceleyen arkadaşlarımızın, en çarpıcı tespitlerinden biri, “O yıllara ait denilen belgelerin, ilk olarak 1943 yılında üretilmiş olan tükenmez kalemle yazılmış olmasıydı!”

Ermeni diasporasının kaynak göstererek yabancı parlamentoları etkilediği, Türkiye’nin ise “hiçbir zaman ciddiye almıyoruz. Bilim adamlarımızın incelemesine fırsat verin” dediği Ermeni Arşivlerine girmek için gün sayıyoruz. Dışişlerine, “Ermenistan arşivlerini görmek istiyoruz” şeklindeki talebimiz çok hoş karşılanmamış olsa da biz yine de umutluyuz. 24 Nisan hazırlıklarının yapıldığı bir ortamda telefonumuz çalıyor dışişleri görevlisi, “Arşivlere gidebilirsiniz. Oradaki sorumluların tayin edeceği çerçevede çalışma yapabilirsiniz” diyor. Erivan’daki arşivlerdeyiz artık. İki katlı taş binanın hemen girişindeki fotoğraf sergisi davetiyesinde Türkleri küçük düşürücü karikatürler yürek yakıyor. Ancak bunları görmezlikten geliyoruz. Ermenistan Ulusal Arşivleri Müdür Yardımcısı Prof. Sonya Mirzoyan, bizi karşılamak için aşağıya iniyor. Bizim ilgileneceğimiz bölümün ikinci katta olduğunu söyleyip takip etmemizi istiyor.

ORİJİNAL BELGE İSTİYORUZ, AFALLIYOR
60 metrekarelik bir odadan içeri giriyoruz. Camekanlar içerisinde çeşitli defterler, fotoğraflar, haritalar ve kitaplar yer alıyor. Bir süre sonra Ermenistan Ulusal Arşivleri Müdürü Amatuni Virabyan da geliyor. Sözlerine, “Buraya gelen ilk Türk gazeteciler sizlersiniz. Tebrik ederim” diyor. Soldan saymaya başlıyor. Bu belgelerde, Türkiye’deki 750 köyde öldürülenlerin tek tek isimleri yazıyor. Bu belge Erzurum’da öldürülenler, bu Muş’takiler, işte bu Van’dakiler. Böyle tam 12 bin belge var.

Otomatiğe bağlamış soru sormamıza bile fırsat vermiyor. Fırsatını bulup orijinal belge yok mu diyoruz. Afallıyor, “Bunlar orijinal işte”. Yazıların tükenmez kalemle yazıldığını 95 yıllık kağıtların hiç sararmadığını tıpkı tükenmez kalem gibi o zaman çizgili kağıdın da olmadığını söylüyoruz. Müdür, “Belgeler orijinal “ diyerek geçiştiriyor

OSMANLI BELGESİ BİLE TERS DURUYOR
Ermenistan dışında başka hangi ülkelerden belge topladıklarını merak ediyoruz. Müdür Virabyan, “Bu belgeler Rus askerleri, Ermeni aydınları ve İngiliz gazeteciler tarafından toplanmış. Bakın mesela bu fotoğrafı Muş Şeyhalan’da Rus askerleri çekmiş. Bunlar orada öldürülen Ermenilerin resimleridir” diyor.

Arşivler arasında Osmanlı’dan alınan bir tek belge görüyoruz. Arşiv müdürüne “Bu belgenin üzerindekileri okuyabildiniz mi? Üstelik ters koymuşsunuz. Burada ne yazıyor biliyor musunuz ?” diye soruyoruz. “Maalesef ters koymuşuz. Osmanlı Devleti Ekim 1915’de bu fermanı hazırlatmış ve bütün İslam alemini cihada çağırmış. Ancak Osmanlıca’yı bilmediğimizden dolayı bazı bilgiler yanlıştır” diyor. “Bunları nerede tercüme ettirdiniz?” diye sorunca da “Tercümanlarımız var” diye geçiştiriyor.

RUSLAR ERMENİCE Mİ YAZMIŞ ?
Israrla gösterdikleri belgelerin gerçek olmadığını, orijinal belgeler görmek istediğimizi tekrarlıyoruz. Bu defa başka bölümlerden büyük kitap halinde hazırlanmış farklı belgeler gösteriyorlar. Bir belgenin üzerindeki günümüzün rakamlarıyla yazılmış 1.5 milyon yazısı dikkatimizi çekiyor. Belli ki sonradan hazırlanmış. Bir süre sonra kendileri de kabul ediyorlar. Müdür yardımcısı Sonya, birkaç kitap daha getiriyor. Rus kayıtları imiş. Ama Ermenice yazıyor. Kimin hazırladığını soruyoruz. İkisi birden konuşuyor;

“Savaş bittikten sonra 1919 yılında Ermeni aydınları bir araya gelerek komisyon kuruyor. Komisyon can kayıplarının yanı sıra ekonomik zararları da tespit ediyor. Mesela bu bölümde, Erzurum’da kaybedilen ev, mobilya, elbise, değerli eşyalar, gıda maddesi, büyük ve küçükbaş hayvanların sayı ve miktarları var. Bunların Rus parasıyla kaç Ruble ettiği de zarar hanesine yazılmış. Maddi kayıpların peşine de hangi tarihte kaç Ermeni’nin nerelerde öldürüldüğü not düşülmüştür.”

İKNA OLMADAN AYRILIYORUZ
Arşiv müdürü Virabyan’a göre, Muş’un Gop Köyü’nden Van Erciş’e, Erzurum Hınıs’tan Bitlis Hizan’a, Kars’tan Harput’a kadar Anadolu’nun en ücra köşesindeki olaylar 500 kitapta toplanmış. Soykırım yapıldığı öne sürülen yerler arasında Nahçıvan, Bakü ve Tiflis de var. Virabyan “Tiflis’teki belgeler, sağ olarak kurtulanların verdiği bilgiler doğrultusunda hazırlanmış. Bunlar kurtulan her kişinin anılarından oluşuyor. Mesela bu yazı, kardeşleri ölen kendisi kurtulan Ermeni’nin anlattıkları. Tiflis kitabı 500 ailenin yaşadıklarından oluşuyor” diye konuşuyor.

Bir ara etrafımızda flaşlar patlıyor. Dönüyoruz telaş içinde bir bayan fotoğrafımızı çekmeye çalışıyor. Polisin suçüstü yaptığı zanlı gibiyiz. Espriyle, “Biz fotoğrafa önem veririz. Sen söyle nasıl durmamızı istiyorsan öyle durup sana poz verelim. Yakışıklılığımızı zedeleme” diyoruz. Arşiv müdürü uyanık, “ilkleri fotoğraflayıp sitemizde yayınlıyoruz. O yüzden” diyor. O zaman profesyonel bir şey yapalım deyip bizim makinelerden biriyle fotoğraf çekiliyoruz. Arşivde daha birçok konuyu enine boyuna konuşuyoruz. Bir çoğuna ikna olmuyoruz.

Tükenmez kalem oyunu yapmışlar
- Arşivlerdeki belgelerin matbu olanlar dışındakilerinin büyük bir bölümü tükenmez kalemle yazılmış. Halbuki tükenmez kalemin dünyayla tanışması 1943 yılına dayanıyor. Dolayısıyla o döneme ait orijinal belge olma yerine sonradan yazıldığı açıkça anlaşılıyor.

- Ermenilerin iddia ettiği kendilerine ait arşivin olması imkansız. Çünkü o dönemde Ermenistan diye bir devlet yok. Bugünkü Ermenistan devlet olarak 1920-21 yıllarında kuruluyor, hemen akabinde de Sovyet işgaline uğruyor. Daha öncesinde buradaki Ermeniler, Rus himayesinde yaşıyor.

- Arşiv belgesi olarak öne sürülen evrakların bir çoğu İngiliz, Rus ve Fransızlara dayandırılıyor. İngilizler tarafından tutulduğu öne sürülen kayıtlar matbu, Rus kayıtları ise Ermenice. Ancak kayıtları şayet Ruslar tuttuysa neden Rusça değil de Ermenice yazıldı?

- Arşivlerde soykırım belgesi olarak sergilenen fotoğrafların Rus askerleri ve İngiliz gazeteciler tarafından çekildiği iddia ediliyor. Rus askerleri ile Ermenilerin bir arada bulunması nasıl açıklanabilir? Türk arşivlerinde yer alan ve “Ermeniler, Osmanlı’ya karşı cephe açtılar” şeklindeki suçlamaları haklı çıkarmaz mı? Ermeni çetelerinin fotoğraflarındaki silahlar ve üniformalar nasıl açıklanabilir? Ayrıca öldürülenlerin Türk olma ihtimali yok mudur?

- Osmanlı’ya ait tek arşiv belgesi olarak gösterilen matbu evrak, arşiv müdürü tarafından Padişah fermanı, diğer görevlilerce de Şeyhülislamın cihat fetvası olarak ifade ediliyor. Padişah fermanlarının özel kağıtlara ve tuğralı yazıldığı unutuluyor. Ayrıca bu tip evrakların el yazısıyla yazıldığı gözden kaçırılıyor. Üstelik Osmanlıca evrak ters konulmuş.

- Ermenilerin sürekli gündeme getirdiği “1.5 milyon öldürüldü, 1 milyon da sürüldü” iddiası gerçeklerle örtüşmüyor. Zira o dönemde bugünkü Türkiye sınırları içinde yaşayanların toplam rakamı 10 milyon. Türk arşivlerinde ise Ermeniler 1 milyon 300 bin olarak görünüyor.

1018’den beri...

- Tarihten bugüne (1018’den günümüze) kronolojik olarak Ermeni olaylarına baktığımızda; 47 siyasi olay, 48 terör olayı (terör olaylarından 5’i katliam 43’ü ise saldırı olarak gerçekleştirilmiştir). 13 isyan, 12 ilmi, 16 kültürel, 5 dini ve 1 ticari olay meydana geldiği görülmektedir. Bu olaylar Ermeniler tarafından bizzat veya dolaylı yönden kendi lehlerine, Türk ve Türkiye’nin aleyhine gerçekleştirilmiş olaylardır. Olaylar boyunca Ermeniler Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Türkiye’de, daha sonra da destekleyicileri yanında siyasi, dini ve kültürel olarak pek çok nüfuz elde edebilmiş ve neticede Ermenistan devletini kurabilmişlerdir. Bu olaylar seyrince Türkiye ve Türk halkı pek çok zararlara uğramıştır. Ermenilerin 930 milyon dolar bütçe harcayıp propaganda amaçlı hazırlattığı filmler ile çeşitli ülkelerde Ermeni kökenli yazarların kaleme aldığı 278 kitaba dayandırılan iddialar hâlen ispat bekliyor.

Diaspora Bakanı Hranuş Hakobyan, sinirli ve gergin tavırlar sergiledi.

GERÇEKLERİ İNGİLTERE VE RUSYA’DAYMIŞ

- Arşivdeki çalışmamız sırasında Müdür bir ara izin istiyor ve “Sayın Bakan geldi” diyor. Gelen Diaspora Bakanı Hranuş Hakobyan’dan başkası değil. Ermenistan’a gelmeden önce röportaj için yazılı talepte bulunduğumuz geldiğimiz gün de talebimizi yenilediğimiz bakan burada. Üstelik de 5 gün boyunca cevap alamadığımız bakanı bulmuşken soruları bir biri ardına sıralıyoruz;

O.S: Sayın Bakan Türkiye’den geliyorum. Size birkaç sorum olacak. Protokoller donduruldu bundan sonra ne olacak?

H.H: İki cumhurbaşkanı ne olması gerektiğini açıklamıştır.

O.S : İlişkilerin bundan sonraki seyri konusunda neler söyleyeceksiniz?

H.H: Ermenistan sadece protokolleri dondurdu, imzasını geri almadı. Türkiye ile yeniden görüşmeler yapmayı bekliyor, ikili ilişkilerin devamını istiyor.

O.S Barış umudu var mı?

H.H: Biz duruşumuzla bunu gösteriyoruz. Kaldı ki karşı tarafın nasıl davranacağını bekliyoruz.

O.S: Bundan sonrası için ne bekliyorsunuz?

H.H: Ne adım atacağınıza bağlı. Bizim bütün meselelerimiz değişmemiştir, hepsi aynı kalmıştır. Beklentimiz ön şart olmadan bütün ilişkileri devam ettirmektir.

O.S: Soykırıma yönelik denilen belgeler bu gördüklerimiz mi? Başka belgeler var mı?

H.H: Daha çok belge var.

O.S: Bize orijinal bir iki belge gösterebilir misiniz ? Bunu merak ediyoruz. Çünkü Türkiye’de sürekli gündeme getiriliyor.

H.H: Şu aşamada artık belgelerden konuşmak pek uygun değil. Bütün dünya zaten ne olduğunu biliyor.

O.S : Bize göstereceğiniz belgeler sadece bunlar mı yani?

H.H: Bu belgeler, İsviçre, Amerika, Fransa, İsveç, İngiltere, Almanya parlamentolarında tanındı. Daha nasıl bir ispat istiyorsunuz?

O.S: Bu belgelerin birçoğu sonradan yazılmış. Üstelik tükenmez kalemle. Orijinal belge varsa Türkiye kamuoyuna taşımak adına yardımcı olur musunuz?

H.H: Beyefendi, Rusya’ya gidin, İngiltere’ye gidin orada orijinalleri var.

O.S: Yani bunlar orijinal değil öyle mi?
H.H: Sanırım yeterince konuştum...

KÜS KOMŞU ERMENİSTAN -6-

ÖĞRENCİLERİN DİLİNDEN...
Türkiye ile barış umudunu bir başka bahara erteleyen Ermenistan’ın gençleri bambaşka bir strateji peşinde. Erivan’da gençlerin Türkçe’ye merak sardığını öğreniyoruz. Rehberimiz Diran bir yerleri arıyor ve Türkoloji bölümünde okuyan üç öğrenciyi okul dışında görüşmeye ikna ediyor. Tam da Obama’nın soykırım kelimesini kullanmadığı günlere denk gelen bu görüşme bizim için oldukça önemli. Erivan Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü Master Öğrencileri; Narek Zulalyan, Armen Mıhçıyan ile aynı zamanda Genç Türkologlar Kulübü Başkanı da olan Lia Evoyan sohbetimiz süresince ilginç tepkiler veriyor.

TÜRKÇE ÖĞRENİYORLAR
Türkiye ile mücadele edebilmek ya da geçmişten gelen izleri sürmek isteyen Ermeni gençler Türkçe öğreniyor. Erivan Devlet Üniversitesi’ndeki gençlerin hepsi diplomat olmak istiyor

TARİHİMİZİ ARAŞTIRIYORLAR
Türkçeyi ve Türk tarihini derinlemesine öğrenen Ermeni gençler, “Hedefimiz, Ermenileri Türk çıkmazından kurtarmak. Anadolu için Ermeniler için mücadele edeceğiz” dedi.

İLLE DE BATI ERMENİSTAN
Narek Zulalyan (solda) “Türkiye, Ermenistan ile imzaladığı protokolleri tasdik etmelidir” derken Armen Mıhçıyan (sağda) ise, “Türkiye’yi bugünkü haritasıyla kabul etmiyorum. Benim için bu topraklar Batı Ermenistan topraklarıdır” şeklinde konuşuyor.

Türkiye ile Ermenistan arasında bir futbol maçı ile başlayan buz eritme sürecinde soğuk rüzgarlar esiyor. Başı da sonu da gerginliğe sebep olan protokoller, sokaktaki havayı da değiştirdi. Türkiye ile barış umudunu bir başka bahara erteleyen Ermenistan’ın gençleri ise bambaşka bir strateji peşinde. Erivan’da gençlerin Türkçe’ye merak sardığını öğreniyoruz. Erivan Üniversitesi’ne bir dersi izlemek istediğimizi söylüyoruz. Ancak olumlu bir cevap alamıyoruz. Rehberimiz Diran bir yerleri arıyor ve Türkoloji bölümünde okuyan üç öğrenciyi okul dışında görüşmeye ikna ediyor. Tam da Obama’nın soykırım kelimesini kullanmadığı günlere denk gelen bu görüşme bizim için oldukça önemli. En azından Türkiye’yi yakından takip ettiklerini düşündüğümüz bu gençlerin fikirleri Türkiye-Ermenistan arasında sürdürülen görüşmelerin de bir yansıması olacak. Gençler randevulaştığımız kafeteryaya geldiklerinde oldukça soğuk davranıyorlar. Türkçe ‘Merhaba’ demekle yetiniyorlar.

Kendimizi tanıtıp niyetimizi aktarmamıza rağmen çekingen tavırlarına sürdürüyorlar. Diran’ın telkinleriyle konuşmaya ikna oluyorlar. Tabi kısa bir mülakattan sonra.

Gazetenin ismini bir kenara not edip soruları önceden öğrenmek istediklerini aksi takdirde görüşemeyeceklerini bin bir mazeret sıralayıp aktarıyorlar. Dışişlerinin akreditasyon kartlarını gösterip bir iki manevra ile gençleri zor da olsa ikna ediyoruz.

BATI ERMENİSTAN YAZIN
Erivan Devlet Üniversitesi Türkoloji Bölümü Master Öğrencileri; Narek Zulalyan, Armen Mıhçıyan ile aynı zamanda Genç Türkologlar Kulübü Başkanı da olan Lia Evoyan pür dikkat bizi süzüyor. Armen, dedelerinin Kars ve Erzurum’dan; Lia Van, Eleşkirt ve Muş’tan geldiklerini anlatıyor. Narek ise dedelerinin Maraşlı olduğunu söylüyor. Ama ısrarla buralar için ‘Batı Ermenistan’ yazılmasını istiyor. Daha sohbetin başında gerginlik başlıyor. Narek’e , “Ne yazmamız gerektiğini biz karar verelim olur mu? Ne mesaj vermek istiyorsan onu söyle, kelimelere çok takılma” diyoruz. Gençlerden üçü de Türkiye’ye zaman zaman gidip geldiklerini söylüyor. Dolayısıyla daha işin başında “biz oraları biliyoruz” mesajı vermeyi amaçlıyorlar. “O zaman sohbete başlayabiliriz” diyor ve o kritik soruyu soruyoruz;.

* Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz.?
Narek.Z : Türkiye Ermenistan’a komşu bir ülke ama aramızda meseleler var. Bunun başında soykırım geliyor. Son zamanlarda Türkiye ile ilişkilerimiz iyi yolda. Bazı uzmanlar meselenin sınır kapılarının açılmasıyla çözüleceğini düşünüyor. Bence sınır kapısının açılması öncelikler arasında ikinci sıradadır. Bizim için önemli olan ön şartlar ileri sürülmeden ilişkilerin geliştirilmesidir. Bununun dışında çok önemli olan bir şey de Ermeni soykırımının tanınmasıdır. Dünya ülkelerinin bunu tanıması önemli değil, Türkiye’nin tanıması önemli. Bu sorun çözüldükten sonra sıra sınır kapılarının açılması ve diplomatik ilişkilerin kurulmasına gelebilir.

* Protokollerde bir gerileme süreci oldu, ilişkilerin normale döneceğinden umutlu musun?

Narek Z: Önceleri umutluydum, ama şimdi değilim. Çünkü Ermenistan iyi ilişkiler kurmak için her şeyi yaptı. Ama sizin ülkeniz Türkiye Cumhuriyeti de bazı şeyler yapmalı.

* Mesela ?
Narek Z: Türkiye Ermenistan ile imzaladığı protokolleri tasdik etmelidir. Ama bu protokollerde Ermeni soykırımı ve Karabağ hakkında hiçbir şey yok. Fakat yine de Türkiye onaylamıyor.

* Obama 24 Nisan’da soykırım demedi!
Narek Z: Biraz daha bekleyecek. Galiba, Türkiye-Ermenistan ilişkilerini geliştirmek için bir şeyler yapacak. Obama bunu düşünüyor bence.

* Türkiye ile Ermenistan arasındaki meseleleri politikacılar mı yoksa halklar mı çözer?

Narek Z: Hem politikacılara hem de halka yani bizlere görev düşüyor.

* Politikacılar bu işi zorlaştırıp çıkmaza sokmuyor mu?
Narek .Z: Politikacılar olmadan siz ve biz bu işi nasıl çözebiliriz?
Armen Mıhçıyan söze giriyor ve “Çağdaş Türkiye’yi bugünkü haritadaki şekliyle düşünemiyorum ve kabul etmiyorum. Benim için bu topraklar Batı Ermenistan topraklarıdır” diyor.

* Haritanın nasıl olması lazım?
Armen M: Ben Batı Ermenistan diyorum siz Doğu Anadolu diyorsunuz.

* Peki önceden orada Türkler yok muydu?
Armen M: Şimdi olduğu gibi eskiden de Türk vardı.

* O zaman neyi tartışıyoruz? Kimse burada Ermeniler yoktu demiyor ki!
Armen M: Ama bizim oradaki varlığımız binlerce yıl öncesine dayanıyor. Aslında fark etmez. Net olarak bilmiyorum ama 5 veya 6 bin yıl olabilir. Ama Türklerin Anadolu’ya 9. yüzyılda geldiğini biliyorum. Yani o topraklar bizim. Sizin orada ne işiniz var?

* Bütün dünyada kaç Ermeni var ?
Armen M: 10 milyon.

* 10 milyon Ermeni, 5 bin yıl için az bir rakam değil mi? Diğerleri nerede?
Armen M: Ermeniler zor şartlarda yaşıyorlar. Yaklaşık bin yıl Türklerin yönetiminde kalıyorlar ve asimilasyona uğruyorlar.

* Bence biraz abartıyorsun. İddia ettiğiniz asimilasyon ne zaman başlıyor?
Armen M: Türkler Anadolu’ya geldiği zaman başlıyor. Bu yüzden biz 10 milyonla sınırlı kalıyoruz.

* Ancak 1915’den sonra sizin iddia ettiğiniz asimilasyon yok, artmanız lazım. Biraz çelişki yok mu?
Lia Evoyan: (Burada söze giriyor)

10 MİLYON OLMAMIZ SİZİN SUÇUNUZ
Lia E: 1915’den sonra Ermeniler batı ülkelerine kaçtılar. Bundan dolayı biz şu anda 10 milyon kişiyiz. Asimilasyon ABD’de, Avrupa’da yok. Türkler tarafından Ermenilere asimilasyon uygulanıyor. Ermeniler Avrupa ve ABD’ye 1915 yılından sonra geliyorlar. Armen M: Şimdi ben bu konuları niye tartıştığımızı anlamıyorum. Ortada sizin yaptığınız soykırım var. Bunu kabul edeceksiniz.

* Tartışmıyorum, soruyorum. Ortada tartışılacak bir şey yok. Sen sakın diplomat falan olma. Çünkü Ermeniler senin gibiler yüzünden perişan olur. Sen niye Türkçe öğreniyorsun onu söyle?

Armen.M: Çünkü diplomasiyle ilgileniyorum. Ermeni diplomasisinde Türkiye en önemli köşe taşlarından biridir. Ermeni diplomatları için Türkiye’den bazı bilgileri toplamak adına Türkçe öğrenmek çok önemli bir şey. Bence de Türkçe konuşmak çok önemli. Ermenistan Türkiye ilişkilerinde rol alabilmek için Türkçeyi daha iyi öğrenmek istiyorum.

* Türkiye’de kapıdan içeri girdiğinizde size nasıl davrandılar. Kötü bir davranış oldu mu?

Armen M: Yok, çok iyi karşıladılar. Orada arkadaşlarım var. Hiçbir problem yok. Asıl problem bence iktidarlarda, siyasilerde. Türkiye tarafı olaya siyasi pencereden bakıyor. Siz de siyasi çevrelerde problem var, biz halkın milli davası olarak bakıyoruz. Aslında problem burada.

* Ermenilerde problem yok mu? Çözüm sürecinde kim problem çıkarıyor?

Armen M: Uzlaşmanın olmaması Türkiye’deki iktidarlardan kaynaklanıyor. Ermenistan’da halkla iktidarın davranışı birbiriyle aynıdır. Ama Türkiye’de halkla iktidarın davranışı farklı.

TÜRK HALKI SAMİMİ DAVRANIYOR

* Türkiye’de halk daha mı sıcak?
Armen M: Evet, halkın tavırları iktidara oranla daha içten daha samimi.

ATALARIMIN HESABINI SORACAĞIM
Lia Evoyan, Ermeni gençlerin gelecekte diplomasiyi ülkerinin lehine çevireceklerinden bahsedip, bu alanda master yaptığını aktarıyor. “İleride beni dışişleri diplomatı olarak göreceksiniz” diyen Lia, anneanne ve dedesinden geçmişe yönelik çok şeyler duyduğunu bu yüzden diplomat olmaya karar verdiğini hırslı bir ifadeyle vurguluyor.

* Şu anda onlardan hayatta olan var mı, nereden gelmişler?

Lia E: Soykırım hakkında her şeyi onlardan duydum. Büyük annemin ailesinde 7 kız kardeş varmış, yedisi de göç yolunda ölmüş.

* Sen hayattayken Türkiye-Ermenisten meselesi çözülecek mi?

Lia E: Çözülecek ama zamanını bilmiyorum.

* Türkiye’ye mesajın var mı? Orada bu işle uğraşan kişilere ne söylemek istersin?
Lia E: Türkiye ile Ermenistan arasındaki problem soykırım meselesidir. Bu soykırım yalnız ‘özür dilerim’ demekle çözülemez. Bizim için Ermeni meselesi toprak talebi meselesidir. Bizim topraklarımız Batı Ermenistan’dır. Bu topraklar Ermenistan Cumhuriyeti haritasında gördükten sonra Ermenistan ile Türkiye arasındaki meseleler çözülecektir.

* Türkiye’de nereler bu topraklar? Hangi iller Batı Ermenistan içerisinde.
Lia E: Van, Muş, Eleşkirt, Çatak, Sason, kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Diyarbakır, Erzurum, Kars. Şimdiki Türkiye’nin yarısı.

* Bu sence olabilecek bir şey mi? Söylediğine sen inanıyor musun?
L.ia E.: Ben Türkoloji okuyorum. Müzikolog veya sanatçı değilim. Sanatçı olsam derim ki; bu olacak. Ama ben Türkolojistim, ne zaman nasıl olacağını bilemem. Ben Ermeni olarak diyorum ki bu olacak ve olmalı.

* Falcı değilsin, üstelik kurulmuş saat gibi aynı şeyleri söylüyorsun.
Lia E: Ben olmalı diyorum

* Türkoloji bölümünde kaç öğrenci var?

Lia. E: Şu anda 100 ama sanırım 400 de mezun var.
Gençlerle sohbetimiz uzadıkça uzuyor. Ayrılırken Lia arkadaşlarının da duygularına tercüman olan şu sözleri sarfediyor; “Hepimiz dışişlerine girip diplomat olacağız.

Tarihimizle ilgili ne varsa öğrenip mücadelemizi sürdüreceğiz. Bizim bir de Genç Türkologlar Kulübümüz var. Burada oturup verileri topluyoruz. Batı Ermenistan davamızdan vazgeçmeyiz. Daha bir çok arkadaşımızla Türkçe öğrenmeye ve sizi köşeye sıkıştırmaya devam edeceğiz.” Ayrılırken de Lia, Armen ve Narek’e Türkiye’nin Ermenistan ile olan farkını hissedip hissetmediklerini soruyoruz, kendilerince bir takım şeyler söylüyorlar.

Biz ise gençlere “Bizde demokrasi var. İnsanlar hür iradeleriyle düşünüyorlar. Geleceğe öfke ve nefret tohumu ekmiyorlar. Siz de bizim gibi olduğunuz zaman bu mesele çözülür “deyip vedalaşıyoruz.

28 Nisan 2010 Çarşamba
Ermenilerin hayat felsefesi herkesle kavga etmek
KÜS KOMŞU ERMENİSTAN -7-

KÖŞEYE SIKIŞTI KONUYU DEĞİŞTİRDİ
Minasyan Harutyun’a “tam da branşınıza uygun bir sorumuz var” diyerek, Ermeni gençlerin, ‘Bizim genetik hafızamız yaşananları unutmamıza engel oluyor’ şeklindeki sözlerini hatırlatıp bu mümkün mü?” diyoruz. Harutyun, “Biyolojik olarak mümkün değil. Ben iki büyük annelerimi de gördüm. Onlardan başlarından geçenleri dinledim. Bu nesilden nesile geçiyor. Bunun hissi tarafı unutuluyor. Ama yayınlanan kitaplar, fotoğraflar ve belgeler hafızayı koruyor” dedi. Harutyun’a aynı hafıza Bizans Rumlarının, İranlıların, Rusların yaptıklarını; Anadolu’da çetelerin masumları öldürdüğünü niye hatırlamıyor? diye soruyoruz ama geçiştiriyor.

DÜŞMAN OLMAYAN YOK
Ermeniler’in dost olduğu tek bir ülke yok. Azerilerle; Karabağ, Gürcülerle ve İranlılarla azınlık meselesi olan Ermeniler, Ruslarla da geçmişin hesabını görme derdinde..

UNUTMAK İSTEMİYORLAR
Minasyan Harutyun, “anlatılanlar genetik hafızayı koruyor. Ayrıca görgü tanıklarının kitapları, fotoğraflar ve belgeler var. Bu sebeple olayların unutulması mümkün değil” dedi.

SOKAK SOKAK DOLAŞTIK...
Bir hafta kaldığımız Ermenistan’da başkent Erivan’ı sokak sokak dolaşıp halkın düşüncelerini öğrenmeye çalıştık. Başta işsizlik olmak üzere ülkede yaşanan ekonomik problemler halkın hücrelerine kadar işlemiş durumda...

Yaşadıkları coğrafyada sınır komşuları ve uzun süre hakimiyeti altında kaldıkları Rusya ile gergin olan Ermenistan, ilişkilerini güçlendirmek için çıkış yolu arıyor.

Türkiye ile görüşmelerinde soykırım ve tazminat meselesine odaklanan Ermeniler, Rusya ile geçmişin hesabını Gürcistan’la azınlık çıkmazını, Azerbaycan’la Karabağ meselesini, İran’la da orada yaşan Ermenilerin statüsü konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Ermenistan’ın yaşadığı problemler ise halkın hücrelerine kadar işlemiş durumda. Özellikle Türklerle aralarındaki meselelerin genetik hafızalarına işlendiğini söyleyen Ermeniler’in 7’den 70’e hepsini ayakta tutan tek mesele, “Türk düşmanlığı” Bu düşmanlığı birlik olmanın tek çıkar yolu olarak gören Ermeniler’i gerçeklerle yüzleştirmek ise bir hayli zaman alacağa benziyor. Karabağ konusunda BM kararlarını hiçe sayan Ermenistan, sözde soykırım iddialarını ise Uluslar arası hukuk şemsiyesi altına sokmaya çalışıyor. Ancak aynı uluslar arası hukuk kuralları bir başka ülkeye ait tarihi bir eserin, varlığın bir başka ülke tarafından sembol olarak kullanılmasını reddediyor. Fakat Ermeniler bu kuralı da hiçe sayarak Ağrı Dağı’nın (Ararat ) sembolünü her yerde kullanmayı bir gurur vesilesi olarak görüyor.

BU DA TÜRKMEN KAFASI
Diran, Minasyan Harutyun adlı ruh doktoru ile görüşmemizi tavsiye ediyor, “İlginç bir kişiliktir. Ermeni tarihi ile ilgilidir kitapları da var” diyor. Bizi kliniğin girişinde karşılıyor. Diran, “Bu arkadaşlar çay hastasıdır” deyince koşturup caddenin köşesindeki marketten çay, bisküvi, kek gibi şeyler alıp geliyor. 6’ncı kata çıkıyoruz. İçeride değirmen taşları, sandıklar, akla gelen her şey var. “Gömü mü buldun?” diye takılıyoruz. “Antika onlar antika. Size daha enteresan şeyler göstereceğim“ diyor. Diğer odada bakır, tunç semaverler, demlikler, tas, tabak... Tam ortadaki masanın üzerinde ise 8 tane kafatası.

Harutyun, “Sırayla bu kadına ait, bu hastalıklıymış...” şeklinde sıralıyor. Bunların hepsi Ermeni mi diyoruz. “Yok, farklı milliyetlere ait olanlar var. Eski medeniyetlerden toplu mezarlardan falan çıkmış kafatasları bunlar. İlginizi çeker bak mesela bu Türkmen” diye konuşuyor. Söylediklerine inandırmak için de “Antropologlar baktı 3 bin yıllık bir kafatası olabilirmiş” diyor.

GENETİK HAFIZA SİLİNMİYOR
Bir karış toz yüklü eski eserlerin arasından çıkıp aramızdaki o eski meseleyi konuşmak üzere odasına geçiyoruz. Çaylar olmuş bu arada. Kekleri de dilimleyip ikram ediyor. Büyük annesinin Van’ın Şahbağı büyük babasının ise Van gölünün kenarındaki Avants köyünden geldiğini, anne tarafının ise Bitlis ve Erzurum kökenli olduğunu anlatıyor.

Harutyun’a “tam da branşınıza uygun bir sorumuz var” diyerek, Ermeni gençlerin, ‘Bizim genetik hafızamız yaşananları unutmamıza engel oluyor’ şeklindeki sözlerini hatırlatıp bu mümkün mü?” diyoruz. Harutyun, “Biyolojik olarak mümkün değil. Ben iki büyük annelerimi de gördüm. Onlardan başlarından geçenleri dinledim. Bu nesilden nesile geçiyor. Bunun hissi tarafı unutuluyor. Kendi gözüyle gören için başkadır, büyüklerinden öğrenmişse başkadır. Üçüncü nesil olarak benim için daha da başkadır.

Bu hisler zaman geçtikçe zayıflıyor. Ancak aktarılanlar sayesinde genetik hafıza korunuyor. Bunun haricinde görgü tanıklarının cilt cilt kitapları, fotoğraflar belgeler var. Bunları okuyanlar aynı şeyleri tekrar yaşıyorlar. Bu sebeple unutulması mümkün değil” diyor.

MEŞHUR KÖR ERMENİLER KİTABI
Harutyun’a aynı hafıza Bizans Rumlarının, İranlıların, Rusların yaptıklarını; Anadolu’da çetelerin masumları öldürdüğünü niye hatırlamıyor? Acaba hafızaya virüs mü girmiş diye soruyoruz. Cevap veremiyor. Israrla yüklenmeye devam ediyoruz.

İçeride gösterdiğiniz Türkmen kafatası burada Türklerin bir dönem yaşadığını gösteriyor. O hafıza buraların Türklere ait olma ihtimalini dikkate alıyor mu? diyoruz . “Bunu tarihçiler bilir. Ama şimdi bizim” diyor. Tıpkı Anadolunun bizim olduğu gibi mi? sorumuza oldukça sinirleniyor. Harutyun’a demek ki buralar bizimmiş.

Verdiğiniz bu malzeme için teşekkür ederiz. Türk Ermeni olayları için yeni bir pencere daha açtınız diyerek minnet duygularımızı ifade ediyoruz.

Konuyu değiştirmek için masanın üzerine kendi kaleme aldığı kitapları yığıyor. Polonya ve Rus döneminde 400 Ermeni ruh doktorunun 1920-1954 yılları arasında uğradıkları zulmü 4 kitapta topladığını söylüyor.

Hatta son dönemde aralarında Türkiye’den gelen 93 yaşındaki kör bir Ermeni kadının da olduğu “Meşhur kör Ermeniler” kitabı hazırlığında olduğunu müjdeliyor. Harutyan’a kör Ermenilerin bir kitaba sığmayacağını bir külliyat hazırlaması gerektiğini söylüyoruz. Önce bozuluyor, sonra işi espriye vurup, “Siz Türkler kelimeleri ustalıkla kullanıyorsunuz. Artık yeter savunma yapmaktan aklımdaki anlatmaya zaman kalmadı” diyor.

Harutyun çözümün Türk ve Ermeni halklarının birbirlerini çok iyi tanımasıyla mümkün olabileceğini belirterek, kendisinin bildiği baba, çocuklar, hayat gibi Türkçe kelimeleri sıralıyor Ermenicede Osmanlı’dan kalma, Türkçe, Arapça ve Farsça kelimelerden bahsediyor. Kısacası “biz iç içe yaşamışız” demeye getiriyor.

Biz ise Harutyun’a, “Hafızanıza format atmadıkça biz tekrar bir araya gelemeyiz “ tavsiyesinde bulunup veda ediyoruz.

DEDENİN HESABINI ÖDE
Türk Ermeni ilişkileriyle ilgili Ermenistan’da bulunduğumuz süre içerisinde sayısız insanla röportaj yapıyoruz. Ünlü ünsüz her önüne gelen konuşuyor.

Ama iş gerçekleri konuşmaya geldiğinde herkes kendince mazeret üretiyor. Tıpkı şu meşhur kıssadan hissede olduğu gibi;

“Adamın biri lokantanın önünden geçerken camdaki yazıya gözü takılmış. “Sen ye torunun ödesin!” İçeriye girmiş güzelce karnını doyurmuş. Tam kapıdan çıkarken; ‘beyim hesap’ demişler. ‘Yazıyı görmüyor musunuz?’ diye çıkışmış bizimki. ‘Yazı doğru beyim biz sizin yediklerinizin hesabını zaten istemiyoruz. Dedenizin yedikleri beyim’ demişler.

Türkler ve Ermeniler arasındaki gerginlik de tam buradan kaynaklanıyor. Şimdi kim kimin dedesinin hesabını kimden soracak? İttihat ve terakkinin yaptıklarını Türkiye’ye mal eden Ermeniler, Taşnak çetelerinin yaptıklarını gururla anlatıp Arşivlerinde ise sergilemekten kaçınmıyorlar.

Hatta Erivan’daki sözde soykırımı anma töreninde rehberimiz Diran, Ermeni gazetecilerin bizimle yakından ilgilendiğini söyleyip röportaj taleplerini aktarıyor. “Diran, röportaj yaparız. Hem de buranın ruhuna uygun şeyler de söyleriz.

Ama tıpkı Ermenilerle bizim röportajlarımız sırasında istedikleri gibi bizim de bir şartımız var” diyoruz. Ne olduğunu soruyor, “Biz de Ermenilerin katlettikleri Türkleri anmak için burada olduğumuzu söyleyeceğiz. Eğer bunu kesmeden yayınlayacaklarsa hemen görüşelim” diyoruz. Televizyoncularla Diran arasında bazı konuşmalar geçiyor, tabii ki röportaj da olmuyor. Bizden İttihat ve Terakki’nin hesabını soran Ermeniler her nedense kendi dedeleriyle ilgili kısa bir cümleye bile tahammül edemiyorlar! Sözün özü sürekli Türkiye’ye karşı argüman geliştiren Ermelilerle ilgili olarak kaybedilen zamanı telafi etmek hiç güç değil. Yeter ki onlarda olduğu gibi bizim gençlerimiz de tarihe biraz önem verseler. Hiç olmazsa okullarda seçmeli de olsa Osmanlıca ders alsalar birçok belgeyi okuyup Ermenilerin dünyaya aktardığı yalan yanlış bilgilere inanmayacak, hatta onların dünyaya yaydığı 278 kitaba bir o kadarı ile cevap verme imkanı bulacaktır. İlgililere duyurulur.

ÖTEKİ ERMENİLER DE BİR ŞEYLER SÖYLEDİLER

BAKOUR KARAPETYAN (GAZETECİ)
Karabağlıyım. Hocalı’da yaşananları görüntüledim. Her iki taraftan da insanlar kırıldı. Ermeni halkı toprak talebi ve tazminat hayaliyle oyalanıyor. Tayyip Erdoğan da Azerbaycan hesabı yapıyor.


* Türkiye Ermenistan ilişkilerinin gidişatı konusunda politikacılar ya da diasporanın anlattıkları herkesçe malum. Peki ya sokaktaki insanlar ne düşünüyor?

HERABATİ MANUKYAN (ESNAF)
* “Türkiye ile ilişkilerin kesintiye uğraması hiç iyi olmadı. Turist sayısının azalmasından korkuyoruz. Toprak, tazminat istemiyoruz, kara sınırının açılması daha önemli.

MEHAT KERÇİYAN - ELENİ MORATUNYAN (NİŞANLI ÇİFT)
M.K- Geçmişe takılmak yanlış ama Türkiye soykırımı kabul etmeli. İlişkiler düzeltilmeli. Diğerleri zamana bırakılmalı.

E.M-Ben bu konularla ilgili nişanlım kadar ilgilenmiyorum. Burada kız tarafının yükü erkek tarafından daha ağır. Babam devlet memuru 200 dolar maaş alıyor. Ne yapacağız bilmiyorum.


KISA NOTLAR...

* Ermenistan’a gidecek herkesin çok iyi bir tarihi bilgiye ihtiyacı var. Ermeniler sizinle tartışmayı Türkiye’den bir karış toprak almak gibi görüyor.

* Bıyıklı erkekler antipati hatta düşmanlıkla karşılanıyor. Azerilerin bıyıklı olması hasebiyle her esmer ve bıyıklıyı potansiyel bir Azeri olarak değerlendiriyorlar.

* Türkiye’deki gençler Ermeni meselesine ilgilenmezken her Ermeni ilkokula başlamadan bu konuda iki saat nutuk atabilecek bilgiye sahip olabiliyor. Onlar Türkçe öğrenirken bizde ise tarihe ışık tutacak Ermeni belgelerinin yazıldığı Osmanlıcayı bilen insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

BİTTİ

Tüm yazıyı Oku Tüm Yazıyı Oku !